Çarşamba, Aralık 2, 2020

ÇATLAK KOVALAR

Bizim kültürümüzdeki en çok kullandığımız deyimlerden biri de ”hatasız kul olmaz”dır. Ama günlük yaşamda hem çevremize ve en önemlisi de kendimize karşı genelde acımasız, önyargılı davranırız çoğu zaman. Gerçekten de insanın kendi değeri hakkındaki yerleşik düşünceleri, değiştirilmesi en zor olan düşüncelerdendir. Kişinin kendi kendine biçtiği değerler gerçekte aşırı genellenmiş düşüncelerden oluşur. Unutulmamalıdır ki kişiler davranışları değildir. Bu yüzden kendimizle ilgili konuşurken kendimizi damgalayacak ifadelerden kaçınmak gerekir. Ve başkaları her ne derse desin kişinin kendini kabul etmesi mutluluk için ön koşuldur. Kişinin kendini geliştirmesi için zaman zaman kendini başkalarıyla karşılaştırması gerekebilir. Ancak bu kıyaslamaları yaparken kendiyle ilgili kullandığı genellemeler ya da kendini aşağılayıcı söylemler kişiye hiçbir yarar getirmez. Yaşamın gerçek amacı kişinin sürekli olarak kendini kanıtlamaya çalışmasından çok yaşamdan doyum alması, keyif bulmasıdır. Kişi bir başarısızlıkla karşılaştığı zaman bunun dünyanın sonu olmadığını görmeli ve ”olduysa n’olmuş’‘ diyebilmelidir. Böyle demek hiçbir şeyi umursamamak, ”hiçbir önemi yok”anlamına gelmemeli, ”her şey bu demek değil”anlamına gelmelidir. Kendini kabullenme düşüncelerde başlar ve davranışlarda kendini gösterir. Kötü davrandığımızda kötü bir insan olmadığımız, yalnızca kötü davranışları olan bir insan olduğumuzu unutmamalıyız. Kazansak da, kaybetsek de, çekilsek de kendimizi kabul edebileceğimizi bilmeliyiz. Başkalarının görüşlerine değer verelim ama bu görüşlerin bizi tanımlamasına izin vermeyelim. Hele de kendimize başkalarının gözünden bakmamalıyız. Aptalca davrandığımız zamanlar olabilir ama bu aptal olduğumuz anlamına gelmez. Yanılgılarımızdan, hatalarımızdan ders çıkartmaya çalışmamız bile aptal olmadığımızın kanıtıdır. Aptallık edebiliriz ama bu aptal olduğumuzu göstermez. Kendimizi ayıplamadan, örselemeden, aşağılamadan düzeltmeye çalışmalıyız. Kendimizi bir insan olarak kabul etmek, kendimin insanüstü olduğunu kanıtlamaktan ya da diğer insanların altında kendimi görmekten çok daha iyi olur. Başarılı olmak daha iyi olabilir ama bu beni daha iyi biri yapmaz. Aynı şekilde başarısız olmak kötü olabilir ama bu beni daha kötü biri yapmaz. Kavramları karıştırıp kendimiz değersizleştirmeyelim. Kendimizi kabul etmenin hiçbir şarta ya da kimseye bağlı olmadığını görelim, inanalım. Düşünce devrimi yapmak sanıldığı kadar zor bir süreç değildir. Yeter ki inanalım ve kararlı olup yeni düşünce kalıplarını sık sık kullanalım. ”Hindistan’da bir sucu, boynuna astığı uzun bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla su taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış. Sağlam olan kova her seferinde ırmaktan patronun evine ulaşan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabilirmiş. Bu durum iki yıl boyunca böyle sürmüş. Sucu her seferinde patronun evine sadece bir buçuk kova su götürebiliyormuş. Sağlam kova başarısından gurur duyarken, zavallı çatlak kova görevinin sadece yarısını yerine getiriyor olmaktan dolayı utanç duyuyormuş. İki yılın sonunda bir gün çatlak kova ırmağın kıyısında sucuya seslenmiş:’Kendimden utanıyorum ve senden özür dilemek istiyorum. ‘Neden? diye sormuş sucu. Kova yanıt vermiş: ‘Çünkü iki yıldır çatlağımdan su sızdığı için taşıma görevimin sadece yarısını yerine getirebiliyorum. Benim kusurumdan dolayı sen bu kadar çalışmana karşın, emeklerinin tam karşılığını alamıyorsun’. Sucu şöyle demiş:’ Patronun evine dönerken yolun kenarındaki çiçekleri farketmeni istiyorum. ‘Gerçekten de tepeyi tırmanırken çatlak kova patikanın yanındaki yabani çiçekleri ısıtan güneşi görmüş. Ancak yolun sonunda yine suyunun yarısını kaybettiği için kendini kötü hissetmiş ve yine sucudan özür dilemiş. Sucu kovaya sormuş. ‘Yolun sadece senin tarafında çiçekler olduğunu ve diğer kovanın tarafında hiç çiçek olmadığını farkettin mi?. . Bunun nedeni benim senin kusurunu bilmem ve ondan yararlanmamdır. Yolun senin tarafına çiçek tohumları ektim ve her gün biz ırmaktan dönerken sen onları suladın. İki yıldır ben bu güzel çiçekleri toplayıp onlarla patronun sofrasını süsleyebildim. Sen böyle olmasaydın, o bu güzellikleri evinde yaşayamayacaktı. ”İşte bu hikayedeki gibi hepimizin kendine özgü kusurları vardır, olacaktır. Hepimiz aslında biraz çatlağız 🙂 Kusurlarımızdan korkmadan, onlara sahip çıkarak kendimizi kabullenerek yaşamda yeni bir sayfa açabiliriz. Belki de o kusurlar gerçek gücümüzdür. Gönlünüzde çiçekler açmasına izin verin ve bu izni kimsenin onayına ihtiyaç duymadan kullanabileceğinizi hiçbir zaman unutmayın. Çaresiz olmadığımızı bilmeli ve engelleri tek tek ortadan kaldırmalıyız. Ve bu engellerin en önemlisinin de kendi kendimize oluşturduğumuz iç engeller olduğunu farketmeliyiz. Yapılacak şey, çaresizliğe götüren o içteki engelin aşılması ve “ben çaresiz değilim” demektir. “Ben yapamam” demek bir iç engeldir. Olumsuz düşünülen her şey bir iç engeldir, olumsuz düşünmeyi olumlu hale çevirmek, iç engelden kurtulmaktır. İkinci yol da kişinin dışında olan engellerdir. “Yapmazsın, edemezsin, başaramazsın” diyen ebeveynler, arkadaşlar, dostlar veya tanıdıklar en büyük engeldirler. Kişi kendi içindeki engeli aşamadığında dışındaki engelleri de kolay kolay aşamaz. Kişi “ben güçlüyüm, kendime inanıyorum, başarabilirim” diyerek birinci engeli, kendisine engel olmak isteyen kim varsa çevresinde onları dinlemeyerek de ikinci engeli aşmalı ve çaresizlik konusunda denemeler yapmalı, başlamak için en uygun zamanı beklemek yerine hemen başlamalı, şimdi başlamalı, şu anda bulunduğu yerden, elindekilerle başlamalıdır. Kişinin içindeki sınırsız deneme isteği, inancıyla birleşince imkânlar önüne de açılacak ve çaresizliğin belini kıracaktır. Çünkü bir şeyi denemeden kaybetmek, baştan kaybetmek demektir ama aynı şeyi deneyerek kaybetmek, deneme ile çaresizliği aşmayı öğrenmektir. Kendi kalbine bakamayanın yaşamı bulanıktır. Kendi yüreğine bakabilme cesareti gösterenler gönlünün muradını keşfedenlerdir. Dışarıya bakan rüya görür, hayal dünyasında kaybolur, içeriye bakan uyanır, kendini keşfeder. ”der C. G. Jung. . Hepimize mis kokulu çiçeklerin olduğu keyifli keşifler diliyorum. Ertelemeden, hemen bugün. . .

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

- Advertisment -

EN POPÜLER

İYİLİK HAREKETİ CAN SUYU OLMAYA DEVAM EDİYOR

Merkezefendi Belediyesi’nin ilçenin farklı noktalarında kurduğu ‘Giysi Kumbaraları’ndan toplanan kullanılabilir durumdaki ihtiyaç fazlası giysi...

KEÇECİ BÜYÜMEYİ DEĞERLENDİRDİ

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Temmuz-Eylül dönemini kapsayan Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) verilerini açıkladı. Verilere göre Türkiye ekonomisi...

Büyükşehir dezenfeksiyon çalışmalarını sürdürüyor

Denizli Büyükşehir Belediyesi, kent merkezinde tüm işyerleri ile Kovid-19 vakası bulunan apartmanların ortak kullanım alanlarında dezenfeksiyon çalışmalarına devam...

Buğdayın atası Siyez Tavas topraklarıyla buluştu.

Tavas Belediyesi, ata yadigarı Siyez buğday üretimini yaygınlaştırmak üzere yeni bir projeye daha imza attı. 100 Dekar araziye...

YORUMLAR