Kuş Bulutu, Yalnızlık Gün Batımı, Kuru Gülün Kokusu ve Sen Seni Sevdin adlı şiir kitapları ile Nisan’a Kaç Var? Adlı şiir CD’ sinden tanıdığımız Dr. Metin Vural’ın yeni kitabı “Bu Aşk Şarkıları Yalan Söylüyor” u bir solukta okudum.
Şair Metin Vural’ın, “Değerli dostu, büyük bestekâr Alaeddin Pakyüz’e ” ithaf ettiği kitabında, uzunlu kısalı ve çoğunluğu hece ölçülü yüz on şiir yer alıyor. Ağırlıklı olarak aşk-sevda şiirleri olsa da farklı konularda kaleme alınmış şiirler de var.
Şairin sık sık sevgiliye sitemini dile getirdiği şiirlerinde birinde:
“Bir kelâmı benden esirgedin sen.”derken belli ki gönlü elvermiyor ve onu hoş görmek için bahane üretiyor:
“Yeryüzü dar gelir de göklere sığamazsın
Belli ki seni nasıl severim bilmiyorsun.”
Çok inanmadığı hissedilse de bazen de umudunu dile getirmektedir:
“Bu gece bu dileğin tutacağı gecedir.” Peki, bu dilek nedir? Şair, bir başka şiirinde de dileğini şöyle anlatıyor:
“Dilediğim her dileğin içinde
Sana ait olan bir hece vardır
Çekeceğim her çilenin içinde
Senle gündüz olan bir gece vardır.”
Sözler insanı etkileyen, kendine çeken bir mıknatıs gibidir çoğu zaman hele söz sevdiğinden gelirse acımasızca kendine çeker. Şair de o girdaba yakalanmış olmalı:
“Sarıp sarmaladı sözlerin beni
Çekti bir sevdanın derinliğine”
Gönül kilidini açmak o kadar zor ki; “Yedi okyanusu gezmek” bile yetmiyor bazen “Denize atılan anahtarı” bulmaya.
Şairin hayatında önemli bir yeri olduğu belli olan Halil Soyuer için yazılmış ve ona ithaf edilmiş şiirler de oldukça fazla. İşte onlardan biri:
“Bir kitap göndermiş o koca usta
Vecd ile sarsıldım yaktı elimi
Kevser şarabıymış her bir satırı
Yudum yudum içtim yuttum dilimi”
Soyuer’e duyduğu saygı ve sevgiyi, Allah’a havale ettiği “Hakkı”ya duyması mümkün değil; “Cehennem ol, Allah’ından bul Hakkı!” deyişinden bunu rahatlıkla anlıyoruz.
Kadıköy, İstanbul, Van şairin dizelerinde çok sıcak yansıtılmış. Ama illa da sevgili ve doğal olarak sevda yansımış dizelere. Sevgiliye “Beni sev demeye hakkım yok sana” diyor ama “Acaba sevgisiz nasıl yaşarsın?” diyerek gözdağı vermeyi de ihmal etmiyor.
Bazen tarihe not düşüyor:
“Yıl iki bin dokuz, günlerden yirmi bir mart
Kanunun tellerinde gezdi, uçurdu Behzat.”
Bazen dostlarını uyarıyor:
“Bugün tahtta olsan da
Yarın topraklardasın.”
Ve hatırlatıyor:
“Kainatta bir zerre
Kıldı bizi Yaradan”
Gözler ah o gözler… Her seven gibi, her şair gibi gözlerden az çekmemiş olmalı Şair, “Bir bakışta kül etti gözlerinin ateşi” deyişinden belli değil mi? Devam ediyor: “Ben ne ateşler gördüm, ne gözler baktı bana”
Şair Metin Vural, “Sönmeyen bir volkan gördün mü sen?” diye soruyor ve izahını da yapıyor: “Geriye dağ kalır volkan söner de.”
Ama volkanın sönmesi de biraz uzun sürüyor olmalı, yıllardır sesini duyuramadığından yakınıp “Beşinci mevsimsin sen benim için” dediği sevdiğine son kez seslenmesi volkanın sönmediğinin en açık göstergesi:
“İlk değil belki son bu davet sana
Gel bu davetimi atma yabana
Aç gönül kapını ‘geldim’ de bana
Seni günahlara çağırıyorum.”
Şairliğinin farkında olmayanlara karşı sitem de, kırılganlık da var şiirlerinde. Şairler Günü’nü düzenleyenlere soruyor:
“Sordum: Ne yapsam şair olurum?
‘Yaz günü Bozdağ’da kaysın’ dediler.”
Şair Değilsin adlı şiirini okurken görüyoruz ki bir taş da bize gelmiş:
“Senin ne işin var özün üstünde?
Sular kaynar gider közün üstünde
Misk kokusu yoksa sözün üstünde
Hemşeri olsan da şair değilsin.” derken, Belediye Başkanlığım süresince düzenlediğim “Kızılcabölük Özüstü Şiir Akşamı”na davet edilmeyişini inceden inceye dokunmuş. O günlerde bizim sadece doktor yönünü bildiğimiz ama Metin Vural beyin şairliğini bilip de güvenimizi yanlış kullananların(!) üstlendikleri işlerini de eksik yaptığını sonradan fark ettik ama iş işten geçmişti. (Şimdi şair Metin Vural iyi bir dostumuz ve bize ışık olan bir abimiz.)
Şair Vural, “Bu Aşk Şarkıları Yalan Söylüyor” derken “Ölümsüz aşk olmaz, yalnız aşk vardır” dedikten sonra noktayı koyuyor: “Aşkın ömrü yeni aşka kadardır.”
Güzel aklını başına devşirmelidir çünkü “Güzeli güzel yapan aşığıdır.”diyen şair itiraf ediyor: “Seni ölesiye sevmektir suçum.”
“Kapını anahtarla açmanın
Hüznünü yaşarsın o an
Hoş geldin diyenin yoktur
Antrede askıya takılırken selamlar”
Size soruyorum, yalnızlık bu kadar güzel anlatılabilir mi? Sizin selâmınız hiç askıya takıldı mı? Oturup yalnızlığınıza ağladınız mı hiç?
“Bu Aşk Şarkıları Yalan Söylüyor” kitabın adı. “Şarkılar yalan söylüyorsa doğruyu kim söylüyor?” diye aklınıza gelmiyor mu? Ben kitabı elime aldığımda düşündüm bunu ve cevabını kitabın son şiirinde buldum:
“Aslında söylenmiştir
Söylenmemiş sandığımız tüm aşklar
Dilimin ucunda saklı
Gözümün bebeğinde aşikâr.”
Dil aşkı saklasa da aşk göz bebeğinde aşikâr. O zaman doğru cevabı bulmak için lütfen gözlere bakalım.
Şair Büşra Sarıkaya’nın şiir kitabı “Tüf”ün takdimini, sayın Birhan Keskin oldukça kısa yapmış:
“Çok sonra ağzını açtı:
‘Tüf,’dedi.”
Düzenleme ve içerik olarak bilindik şiir kitaplarından farklı görünen tüf’ü Ayşe Sarıkaya hanımefendi vasıtasıyla edindim. Bitirmeden elimden bırakamadım. Bir solukta okudum diyemem çünkü şiirler arasında, hatta dizeler ve hatta sözcükler arasında soluklanma ihtiyacı duydum; özlemini çektiğim şiir tadını kana kana yudumlamak için. Evet, “tüf”ün dizelerinin birinden diğerine hızlıca geçemezsin. Dizelerin üzerinize yüklediği yük var, onların hakkını vermek gerek diye düşünüyorsun. Sindire sindire okumak arzusu doğuyor; anlayarak, hissederek…
Derkeeen, hop dizelerin içindesin.
Birinci şiirin ilk dizeleri:
“Yağmurla yağmak istediğin gün
Beni anımsa” diyor.
Düşündüm de eğer anılar bohçalanmışsa bir gün açılmak için; açılıncaya dek neler neler gelecektir gönüle. Bazen bir siyah beyaz fotoğrafla avunursun ve umduğun düşer o zaman da dile:
“Siyah beyaz bir fotoğrafın içinden
İçime bakıyor
Bir başımayken bile yalnız değilim”
Şimdi yalnız başına dolaşırsın elele dolaştığın yerleri, dünü aradığın belli ama onu bulmak istemez gibisin: çünkü iskeleye uğramak istemezsin belki de umutlar hep filizlensin istersin:
“Biliyorum bir iskelede bekliyor beni
Onun gözleri”
İyi mi kötümü bu olanlar:
“Konuşulmayan şeyler büyüdü
Elleri ekmek tutuyor artık”
Zamanında konuşmak gerekirdi, diye mırıldanıyor birisi; öteki, hele elleri ekmek tutuyorsa korkutuyor beni, diyor. Ve korkulanlar başa geliyor:
“Tek ortak yanımız
Ağlamak da gülmek de yasak”
Dizelerin masum duruşundan etkiliyorsun zaman zaman:
“Kızma bana
Kime inanacağına şaşırmış
bir çocuk var içimde”
Bazen dizelerin ardına sığınmış bir umut karşılıyor seni:
“Kapı çalacak
Eski günler gelecek”
Bazen de bir şaşkınlığın sıkışıp kaldığı dizelere şaşırıyorsun:
“Ömrümün ortasına uzanmışım iki seksen,
Ömrümün başı sonu senken”
Bazen en derin yerinden vuruyor seni. Al işte çık çıkabilirsen işin içinden:
“Başımı bir kadın, sonumu bir çocuk yazdı benim”
Bırak her şiiri her dizede bile sırlar saklı gibi bir hisse kapılıyorsun ve İçinden o sırları deşelemek geliyor, uğraşıyorsun. Yaşadıklarınla, gördüklerinle, duyduklarınla eşleştirmeye çalışıyorsun güya çözdüğün sırları. Iııh, oturmuyor. Dizelerin gizemi sen deştikçe sanki daha da artıyor.
İçime bir hüzün kaplıyor. Neden hüzün? Bilmem:
“Ortada kalmış gibi
Bakıyor ömür
Sonu geldi ama bitmiyor”a takılıp kalmamdan olabilir mi ki?
“Seni kendim
Kendimi sen zannettim”deki samimiyeti taciz eden hayal kırıklığına kırıldım. Küsesim geldi buna neden olan şaire; lakin kulağıma fısıldayınca:
“Özlemek de böyle çoğalıyor işte
Nesnelerin konuştuğu bu evde” diye. Hak verdim. Evet, yalnızlık ölümden de öte…
Sayıp durduğum… Geçip gittiğim…
Bir ağıt olup sesim tırmansın bu dağı”
Ayak basacak yerim yok benim diyor kitabın son dizelerinde şair Büşra Sarıkaya.
Ayak basacak yerin yoksa da bu dünyada, bil ki “tüf”ün bir ağıt olup tırmandı bu dağı.
Yirmi altı şiirin yer aldığı “tüf” üç bölümden –lav, kum, kül- oluşmuş ya da lav, kum, kül birleşmiş de “Tüf”ü oluşturmuş.
“tüf”ün şiirleri kendi içlerinde özgür, kitap içinde ise birbirlerine bağlı. Adım adım birinden diğerine yaklaştıkça sana eşlik ediyor sıradaki şiir ve yorulmadan yürüyorsun son sayfaya kadar.
Bir şiir sever olarak “şair Büşra Sarıkaya”yı tanımalısın, “tüf”ü okumalısın.
Not: tüf (şiirler),yasakmeyve komşu yayınları. basım:2016