Kategori: RÖPORTAJ

  • Başlıksız yazı 19829

    Dergimizin bir önceki sayısında kadınların iş hayatında, özellikle de yöneticilik pozisyonlarına başvurduğu zaman karşılaştığı, görülmez engelleri ifade eden Cam Tavan Metaforunun ne olduğunu, tarihçesini ve günümüzdeki etkisinden bahsetmiştim. Bu yazımda sizlere cam tavanı delip geçmiş bir kadın yöneticiyle yaptığımız röportajı aktarmak istiyorum. Pamukkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. HÜLYA KABAKÇI KARADENİZ’e cam tavan hakkında hazırladığım soruları yönelttim, bizler için yanıtladı!

    Öncelikle bizler için kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz?

    İzmir’de doğdum. İlkokul, ortaokul, lise, üniversite, yüksek lisans hepsini İzmir’de tamamladım. 9 Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye Bölümünü bitirdim. 9 Eylül Üniversitesi’nde Mali Hukuk ana bilim dalında  yüksek lisansımı  tamamladım. Hacettepe Üniversitesi’nde Maliye Ana Bilim Dalında  doktoramı tamamladım. Lisans eğitimi, tamamladıktan sonra beş yıl kadar özel sektörde yönetici olarak  çalıştım. Doktora yaparken  ise kısmi süreli  öğretim görevlisi olarak üniversitede  çalışmaya başladım. Doktoramı yaparken öğretim görevlisi olarak da ilk önce Hacettepe Üniversitesinde eş zamanlı olarak Kırıkkale Üniversitesi  çalışmaya başladım. Sonra Abant İzzet Baysal Üniversitesi Bolu  Meslek Yüksek Okulu’nda ardından Pamukkale Üniversitesi Honaz Yüksek  Meslek Okulu’nda çalıştım. Yaklaşık sekiz  seneden beri Pamukkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde çalışıyorum. Üniversitede 2004 yılından itibaren, komisyon üyeliği ve başkanlığı, program başkanlığı, ana bilim dalı ve bölüm başkanlığı, dekan yardımcılığı ve meslek yüksek okulu müdürlüğü gibi   pek çok idari görev üstlendim.

    Sizi özel sektörden akademiye yönlendiren şey ne oldu?

    Öncelikle yaşadığım ili değiştirmem ve ardından akademisyenliği çok sevdiğimi fark etmem etkili oldu  diyebiliriz.

    Kariyer yolculuğunuzda cam tavanı hissettiğiniz oldu mu? Olduysa bu durumla nasıl başa çıktınız?

    Özel sektörde çalışırken cam tavanı hissettim. Yönetici pozisyonu ile bir iş başvurum olmuştu. Tabii bundan 24 yıl önceydi. 5 yıllık tecrübem vardı ve iş tanımı tam da benim yetkinliklerime uygundu. İşletme ile görüşmeler başladı ve gerçekten işi aldığımı düşündüm. Ancak üst pozisyona başvurduğum için şirketin yönetim kurulu üyeleri ile de görüştükten sonra sürecin tamamlanacağını belirttiler. Görüşmeye gittiğimde erkek rakibimle tanıştım. İkimizden birinin alınacağına yönetim kurulu karar verecekti. Tecrübesi benim kadardı ama sektöre yabancıydı.  O nedenle alınacağım kesindi. Toplantı için odaya girdiğimde yönetim kurulu üyelerinin toplantı masasında oturduklarını gördüm. İçlerinden sadece birini tanıyordum. Tüm süreçleri onunla tamamlamıştım. Masaya davet edildim. Tüm üyeler yaşça benden oldukça büyüklerdi. Önce sıradan bir sohbet başladı, kendimi tanıttım. İş deneyimimi sordular. Her şey çok yolundaydı. Sonra daha özel sorular başladı. Başvurduğum pozisyon gereği özellikle işlerin yoğun olduğu dönemlerde mesai kavramı olmadığı, geç saatlere kadar, hatta hafta sonu çalışabileceğimi ve eşimin bunu sorun edip etmeyeceğini sordular. Ben zaten bu işi yaptığımı ve sorun olmadığını belirttim. Ardından evlisin çocuk da yaparsın. İşe ara vermek zorunda kalırsın gibi kişisel konularda sohbet devam etti. Kısacası işi erkek rakibim aldı. Tabii üzüldüm. Hem kendime hem de ayrımcılığa uğramış ve uğrayacak olan kadınların tümüne. 

    Sizce üniversitede eğitim gören kadınlar ve akademide ilerlemeye başlayan kadınlar cam tavanı ilk olarak ne zaman hissediyor?

    Bence akademisyen kadınların işi daha kolay. Akademide diğer mesleklerden farklı olarak herkes kendi yolunda ilerliyor.  Akademik unvanlar, herhangi bir cinsiyet ayrımı olmadan  yapılan sınavlar ve değerlendirmeler sonucu kazanılıyor. Doktoranızı bitirince hiçbir ayrım olmadan Doktor unvanını kullanıyorsunuz. Doçentliğe hazırlanıyorsunuz, akademik çalışmalarınızı ve ders verme yükümüzü tamamladığınızda, başvuruyorsunuz. Doçent unvanını aldığınız gün kullanıyorsunuz. Yine profesörlük için yayın  ve üniversitede çalışma  tamamlıyorsunuz ve profesör oluyorsunuz. Her akademisyen kendi yolunda ilerliyor. Dolayısıyla akademisyenlikte kadın ile erkek arasında herhangi bir eşitsizlik ve  cam tavandan söz etmek mümkün değil. Kadın akademisyenlerin sayısı gün geçtikçe artıyor.  Erkek ve kadın akademisyen oranları bir birine yakınsıyor.  Hatta Türkiye’de kadın akademisyenlerin oranı Avrupa ülkelerindeki kadın akademisyen oranlarının ortalamasından yüksek. Ancak Türkiye genelinde üniversitelerde de yönetici olan kadın sayısı erkeklere göre  daha az. Bunda biraz da kadın akademisyenlerin genellikle evde erkeklere göre  hane halkı bakım sorumluluklarının daha fazla olması ve bu nedenlerle  idari görevleri kabul etmemesi etken olabilir.

    Cevabınızda belirttiğiniz idari görevler kavramını detaylandırabilir misiniz?

    TÜİK Hane Halkı İşgücü Anketlerine göre Türkiye’de kadın yöneticilerin oranı yüzde on sekiz  civarında.  Yani bu durum yalnızca üniversitelerle ilgili değil. Toplumun, iş hayatının genelinde olan bir durum üniversitelere de yansıyor.

    Bahsettiğimiz yüzde on sekizlik dilimde yer almanızda en büyük etken ne oldu?

    Yönetici olarak atanmamda bölüm başkanlığı, dekan yardımcılığı, meslek  müdürlüğü  gibi  tecrübelerimin de etkili olduğunu düşünüyorum.

    Sizinle aynı yetkinlikte erkek meslektaşınızda olsaydı şu anda bulunduğunuz konumda olacağınıza dair inancınız nedir?

    Bence yine aynı konumda olurdum. Çünkü bir işi başarıp başarmadığınız hem sizin tarafınızdan hem de başkaları tarafından görülüyor. Tecrübeleriniz, projeleriniz, çalışma disiplininiz çalışmalarınız, kısaca liyakatiniz  üniversitede dikkate alınıyor.

    Kadın olarak erkek meslektaşlarınızdan daha fazla çalışmanız gerektiğini düşündüğünüz anlar oldu mu?

    Maalesef düşünüyorum ve sanırım erkek meslektaşlarımdan daha fazla çalışıyorum. Çünkü kadınların hata yapma şansları yok.  Tabi ki hata yapıyoruz. Ama yapmamak için daha özenli davranıyoruz.  Çünkü bir işte başarısız olduğunuzda “kadın yönetici başaramadı” diye düşünülebilir. Oysa erkek yönetici başarısız olduğunda “yönetici başaramadı” deniliyor. Tıpkı trafikteki gibi. Trafik kazası olduğunda kazayı yapan erkek sürücü ise “kaza olmuş” deniliyor. Ama kadın sürücü ise “kadın kaza yapmış “oluyor. Bu nedenle sadece kadın olduğum için daha çok çalışıyorum. Yaptığım her işte ekstra dikkat ve özen göstermeye çalışıyorum.

    Burada bahsettiğiniz ekstra özen ve dikkat sorumluluğu aynı zamanda kadın temsiliyeti ile ilgili hissettiğiniz bir sorumluluk olabilir mi?

    Evet, bir noktada işimi çok iyi yapmaya çalışıyorum ve burada iş hayatında kadın temsiliyetine dair bir sorumluluk da hissediyorum.

    : Cam tavanı delip yönetici olmuş bir kadın olarak, cinsiyetinizden dolayı size karşı önyargı içeren bir tavır hissettiğiniz mi?

    Hissetmedim. Bu arada hiçbir zaman yöneticiliği talep etmedim. Çalıştığım akademik birimlerde yöneticilerimin talebi üzerine  idari görevler üstlendim. Doçent iken Hukuk Fakültesinde dekan yardımcısı olarak görev yaptım. Daha sonra ise Honaz Meslek Yüksekokulu Müdürlüğü görevini yürüttüm. Okulun ilk kadın müdürüydüm. Profesör olduğumda Hukuk Fakültesi Dekanı olarak atandım. İki  yıldır da bu görevi icra ediyorum. Gerek müdürlükte gerekse dekanlıkta kadın müdür ya da kadın dekan olarak nitelendirilmedim. Hep Hukuk fakültesi dekanı olarak söz edildim. Diğer yandan kadın hocalarımdan bazıları bir kadın dekanı görmekten ve bir kadın dekanla çalışmaktan gurur duyduklarını söylüyor. Ayrıca birçok kadın öğrencim fakültelerinin kadın dekanı olmasından dolayı mutlu olduklarını beni de rol model aldıklarını ifade ediyorlar.