
Yine geldi sanırım sonbahar.
Ve iyi ki geldi.
Bana en iyi gelen mevsimdir sonbahar…
Sebebini bilmiyorum ama ben sonbaharda yenileniyorum. Hayallerimi, geleceğimi, geçmişimi bu ayda hatırlıyorum ve yeni yoluma bu aylarda çıkıyorum.
Sonbaharda hani yapraklar tek tek dökülüyor ya yeryüzüne. Çok seviyorum dökülen her bir yaprak tanesini. Daha güzeli ise daldaki o rengarenk yaprakların oluşturduğu cümbüş. Yeşil, kırmızı, mavi, turuncu ve daha ne çok renk. Bu ne muhteşem bir ahenk. Onları dalda görmek de güzel düştüğünde yollardaki hali de güzel.
Yenileniyor insan sanki sonbaharda. Yaz aylarının tatil karmaşası bitiyor bence. İnsanların tatile gidip hiç dinlenmediği bir dönemde yaşıyoruz zira. Tatilin bile güzelinin yaşandığı mevsim bence sonbahar.
Ve ben hatırlıyorum çocukluğumun sonbaharlarını…
Okul demekti sonbahar ve biraz da kışa hazırlık yapmaktı. Eve kurulan sobaydı biraz sonbahar. Odun kömürlerin depoya dizildiği günlerdi. Annelerimizin kışlık hazırladıkları günlerdi. Bizim içinse okul için kıyafet, kitap, defter günleriydi. Okula gidip yeni arkadaşlarımızla tanıştığımız, aynı sokakta oynadıklarımızla okulda yaramazlık yapmaktı sonbahar.
Evet evet hatırlıyorum.
İçimi bir huzur kaplardı sonbaharda. Okulu bir başka güzel, dağda bayırda gezmenin tadı bir başka güzel olurdu. Belki de bu yüzden sonbaharın en güzel ayı olan ekimde evlenmiştim. Bu yüzden bütün tatil planlarımı sonbahara saklamıştım. Gezmiştim sonbaharın en güzel yakıştığı Saraybosna’yı, Mostar’ı ve daha nice güzel yerleri.
Hatırlıyorum sonbahardan kışa geçişi. Kışa ayları biraz zordu çocukluğumda. Sobalı evlerde büyüyen bizler için her an aynı odada yaşamak çok da güzel değildi ama biz mutluyduk. Daha iyi bir hayat için çok bilgimiz de yoktu, hayallerimiz de sınırlıydı.
Son bahar diye bakınca içimi daha büyük bir hüzün kaplıyor. Son baharını yaşayan insanlarımız var, belki de biziz bu son baharı yaşayan. Hayatımızın son demi de olabilir bu sonbahar. Kıymetini biliyor muyuz peki sonbaharın, hayatın güzelliklerinin. Aslında hep öyle yaşamak gerekmez mi? Kaç defa daha Ege’de dağların kıyılara paralel uzandığı yerlerde denize gireceğiz? Kaç sonbaharımız kaldı mesela yaprakların dökülmesini izleyeceğimiz? Nedir o zaman bu sinir, stres, ölmeyecek gibi dünyayı dert etmeler! Dünyanın işinin, derdinin bittiği nerede görülmüş?
Hadi dostum önümüze bakalım artık. Sonbahar aylarında geçmişin o tozlu raflarında biriken hatıralarımızı, hayallerimizi düşünelim bir daha. Sonbaharda yeniden yola çıkalım. Yeniden bir Neşet Ertaş türküsü gibi ‘Tatlı dile, güler yüze doymayalım. Yeniden hayalini kurduğumuz ve ömür bitmeden görülmesi gereken yerleri görelim. Yeniden başlayalım hayatımıza, daha önce hiç başlamamış gibi. Geç mi diyorsun! Öldün mü ki geç olsun!
Yeni gelecek sonbaharlarda hatırlayacağımız güzel bir sonbahar olmasın mı bu sonbahar…Bakın ne diyor Atilla İlhan:
‘’nasıl iş bu
her yanına çiçek yağmış
erik ağacının
ışık içinde yüzüyor
neresinden baksan
gözlerin kamaşır
oysa ben akşam olmuşum
yapraklarım dökülüyor
usul usul
adım sonbahar.’’
Sizin yapraklarınızın dökülmeyeceği ancak yaprakları dökülen ağaçların söylediği ninniyi dinleyeceğiniz nice sonbaharlarınız olsun.


