
1924 yılında Türkiye ve Yunanistan arasında yaşanan mübadele ile Yunanistan’da yaşayan Müslümanlar ile Türkiye’de yaşayan Ortodokslar mübadeleye tabi tutuldu. O dönemde ataları Yunanistan’ın Grebene şehrinde yaşayan Emrah Varol, atalarının mübadele yolculuğunun izlerini sürdü. Grebene’den Denizli’ye uzanan yolculuğu Vatanı Yüreğinde Taşıyanlar-Bir Mübadele Hikayesi ismini verdiği kitapta anlatan Emrah Varol, yazdığı kitapla atalarına saygı duruşunda bulunuyor.
-Vatanı Yüreğinde Taşıyanlar kitabını yazma fikri nasıl ortaya çıktı? Bu konuda sizi en çok etkileyen şey ne oldu?
Ben mübadele ile 1924 yılında Yunanistan’ın Grebene vilayetine bağlı Kastro ve Vraşno köylerinden Denizli’nin Honaz ilçesine gelip yerleşen mübadillerin torunuyum. Bu yüzden doğduğum ve yetiştiğim topraklarda mübadele eksenli sohbetler her zaman yapılırdı. Çocukken çok anlamlandıramasam da bu bende etkili oldu. İlk farkındalıklarımdan bir tanesi ise dil konusundaydı. Yaşadığım Hisar mahallesinde Türkçe dışında çokça Yunanca da konuşulurdu. Geldiğimiz topraklardan dil de getirmişti atalarımız. Ve insanların ‘Macur ekmeği’ diye bildiği ‘bizim ekmek’. Herkesten farklı olarak fırınlarımızda yaptığımız o ekmek hep bir farkındalık olarak hafızama yerleşti. Ve yıllar içinde bilgileri toparlayarak ilerledim. Yunanistan sınırları içinde kalan ata topraklarımızı Kemal Saban, Muhittin Sevim, Veysel Akan, Ogün Ağan ve Sezgin Arıkan ile gezerek oradan da bolca bilgi toplayarak geldiğimizi söyleyebilirim.
Kitapla ilgili Hisar mahallesinde ikinci ve üçüncü kuşak mübadillerin anlatımları da güç katınca artık kitabın vaktinin geldiğini anladım ve bu doğrultuda 5 yıl boyunca çalışarak bu kitabı meydana getirdim.

Mübadele dönemiyle ilgili bir kitap yazarken hangi kaynaklardan ve anlatımlardan ilham aldınız?
Mübadele ile ilgili çok farklı kaynaklardan faydalandım. Tabi söz konusu Denizli ve Honaz olunca ilk mübadele kitaplarından olan Kemal Yalçın’ın yazdığı Emanet Çeyiz kitabını ilk sıraya koymak gerekir. Yine Kemal Arı hocanın mübadele ilgili tüm kitaplarını okudum. Justin Mccarty’nin Sürgün isimli kitabından çok faydalandım. Yunan tarafından Yannis Trivennis’in Grebene kitabından önemli bölümler aldım. Ancak kitabın oluşumuna en büyük katkıyı sunan kaynağı sorarsanız Bekir Fikri’nin yazdığı ‘Balkanlarda Tedhiş ve Gerilla-Grebene’ isimli kitabı söylerim. İyi ki bunları yazmış ve aktarmış Bekir Bey.
Hisar mahallesinde saha çalışmasında bana destek olan tüm mübadil çocuklarına teşekkür ederim. Hemen hemen hepsinin önemli desteklerini gördüm. Ancak mübadillerden Mustafa Akan’ın daktilosuyla yazdıkları ve aktardıkları çok ama çok kıymetliydi. Yolumuzu aydınlattı.

Kitabınızı yazarken birebir mübadele göçmenleriyle veya onların torunlarıyla görüştünüz mü? Onların hikâyeleri size nasıl bir perspektif sundu?
1924’te gelen mübadillerden hayatta kalan kimse yok şu anda. O yüzden mübadillerden geriye kalan notlardan, ses kayıtlarından, videolardan faydalandım. Ancak mübadil çocuk ve torunlarının tamamını video olarak kayıt altına aldım. Onların hikayeleri kitabın her zerresinde yer buldu. Çünkü bu topraklarda yaşayan herkesin bir hikayesi var. Onların hikayesi çok kıymetliydi. Onlar çok talihsiz bir kuşak olarak geçtiler bu dünyadan. Savaşlar, açlık, ölüm, doğdukları topraklardan koparılma, öteki sayılma gibi tüm olumsuzlukları yaşadılar. O yüzden anlatılan hikayeler kitabın her şeyi oldu.

Yazım sürecinde sizi en çok zorlayan ya da en çok etkileyen kısım neydi?
Kitabın her sayfasında herkesi etkileyebilecek hikayeler var. Ben tabi atalarımın yaşadığı Kastro köyünde yaşadığı cami katliamında suçsuz yere katledilmesinin tüm detaylarıyla öğrendiğimde çok zorlanmıştım. Soğuk bir Kasım gününde yaşananları bir de yaptığım Kastro köyü ziyaretimde bir daha hissetmiştim. Çok zordu o anları okumak ve köyü gittiğimde yeniden hissetmek.
Bunun yanı sıra bana büyük destek veren Kemal Saban ağabeyin anlattığı kavuşma hikayeleri de beni çok etkilemişti. Yunanistan’da ayrılan kardeşlerin yıllar sonra gazete ilanıyla yeniden kavuşma yaşaması muhteşem bir an. Olayın geçtiği yerler bile yeterli aslında. Selanik, Şam, İstanbul ve Honaz’da geçen bu hikayeleri fazlasıyla etkileyici bulduğumu söylemeliyim. İnsanların yaşadığı evlilik, okul, dil problemi gibi mevzular da beni ziyadesiyle etkiledi.
Kitap, mübadele sürecinin hangi yönlerini ele alıyor? Daha çok bireysel hikâyelere mi odaklanıyor, yoksa genel tarihsel süreci mi anlatıyor?
Kitap, mübadelenin çok öncesinden başlıyor. Balkan topraklarına yerleştirilme günlerimize kadar gidiyor. Karaman bölgesinden 1400’lü yılların sonunda Balkan topraklarına gidişimizi, orada geçen 500 yılı ve arkasından Balkan Savaşları’nda atalarımın yaşadıklarını anlatıyor. Bu kısımdan sonra ise mübadelenin öncesinde, mübadele sırasında ve sonrasında yaşananları hiçbir eksik kalmayacak şekilde anlatıyor. Selanik’ten bindiğimiz gemiden, Honaz’a geldiğimizde yaşanan tüm olaylar sırayla kitapta yer buluyor.
Kısaca özetlersek bireysel hikayeler bir araya gelince sanki tek bir hikâye gibi ‘Vatanı Yüreğinde Taşıyanlar’ı oluşturuyor.

Mübadele sadece fiziksel bir göç değil, aynı zamanda büyük bir kültürel değişimdi. Kitabınızda bu dönüşümü nasıl ele aldınız?
Bu sorunuzu bir mübadil çocuğunun sözleriyle cevap vermek isterim. İkinci kuşak mübadillerden Nazike Kumlu diyor ki: ‘Onların sadece bedenleri buradaydı. Ruhları, kalpleri doğdukları topraklardaydı.’
Çok ama çok etkileyici bir cümle. Ruhsuz insan adeta ceset gibidir. Onlar için doğdukları, sevdalandıkları, çeşmesinden su içtikleri topraklar vatandı. Oradan fiziksel olarak gelmeleri dışında hemen hemen hepsi doğdukları toprakların hasretiyle göçtüler bu dünyadan. Hepsi ‘Ahh Patryida’ (Ahh vatanımız) diye söylenirlerdi.
Kültürel olarak dil konusunda sıkıntı yaşadılar. Geldikleri topraklarda Yunanca öğrenen insanlar Türkiye’ye geldiğinde ‘öteki’ oldu, ‘gavur’ oldu. Bunu atlatmak için sürekli Türk olduklarını anlatmaya çalıştılar. Giyim kuşam, çalışkanlık, yeme-içme, açık görüşlülük gibi konularda geldikleri Honaz ilçesindeki insanları etkilediklerini düşünüyorum. Bu süreç çok kolay olmadı tabi. Düşünün ki küçük bir mahalleye gelen 300’e yakın insan yaklaşık 50 yıl boyunca Honaz’ın yerli halkıyla evlilik dahi yapamadı. Bu kültürel farklılıklar yıllar içinde eridi. Kitabımızda bu süreç, bu olayları yaşayanların ağzından birebir anlatılıyor.
Kitabınızdaki karakterler mübadele sürecini nasıl deneyimliyor? Onların gözünden anlatmak istediğiniz en önemli mesaj neydi?
Konuştuğum mübadiller için, mübadele acılar üzerine kurulu. Mübadele kelime kökü olarak bedel kökünden geliyor. Aslında mübadele bedel ödeyenlerin hikayesi. Bu bedeli ödeyenlerin çocukları için de mübadillik, hasret, acı, özlem duygularıyla anlatılıyor. Onların gözlerinden bu hasreti, bu özlemi anlatmak istedim. Ve bir aidiyet duygusu oluşturmaya çalıştım. Çünkü aidiyet kaybolursa insan kendi tarihine, kültürüne değerlerine de yabancılaşır ve savrulur gider. Gelecek nesiller nereden nasıl geldiğini bilmezse, kültürel hafıza aktarımı yapılmazsa kimliksiz bir nesil meydana gelir. Biz bu kimliğimizin bilincinde yaşamalıyız.
Günümüzde mübadele ile ilgili farkındalık sizce yeterli mi? Bu konunun daha fazla gündeme gelmesi için neler yapılmalı?
Geçmiş yıllara nazaran mübadele konusunda farkındalık çok daha iyi durumda. Yunanistan 1950’li yıllarından itibaren mübadillerin hikayesi üzerine eğilirken Türkiye olarak biz bu işin bilincine 1990’lı yıllardan sonra varmaya başladık. Dernekleşmeler 2000’li yıllardan sonra başladı. Ne zamanki gelen mübadilleri kaybetmeye başladık, o zaman ‘ahh’ demeye başladık. Bu farkındalık her geçen yıl daha da artıyor. Daha fazla kitap yazılıyor. Mübadele üzerine daha fazla belgesel, film çekiliyor. Mübadele evleri müzeleri yapılıyor.
Ben Denizli ve Honaz özelinde şunu söyleyebilirim ki bir MÜBADELE EVİ’ne ihtiyacımız var. Bununla ilgili çeşitli girişimlerimiz de var. Mübadele evi, atalarımızın doğduğu topraklardan getirdiği onlarca eşyayı sergileyeceğimiz, kültürümüzü yaşatacağımız, geçmişle geleceği bir araya getireceğimiz bir yer olarak tasarlanabilir ve hizmet verebilir. Bununla ilgili yaptığımız görüşmelerin ardından isteğimizin, hayalimizin gerçek olacağına inanıyorum. Ben Didim’de, Bursa’da, İstanbul’da mübadele ev ya da müzelerini gezdiğimde çokça bilgi topladığımda bunun ne kadar kıymetli olduğunun farkına vardım. Umarım Hisar mahallesi olarak başarabiliriz.
Okurlarınızın bu kitabı okuduktan sonra nasıl bir duygu ve düşünceyle ayrılmasını istiyorsunuz?
Öncelikle bu mübadelenin neden yaşandığını iyi anlamalarını isterim. Bir kitabın isminden mülhem, ‘Asla Yenilmeyeceksin!’
Çünkü yenildiğin zaman, güçsüz olduğun zaman kimse gözünün yaşına bakmıyor. Camide katlediyor, evde tecavüz ediyor, din değiştirmeye zorluyor ve son olarak yaşadığın yerden zorla koparıyor. Türk tarihinde bu kapsamda ilk kez yaşanan mübadelenin atalarımızın başına geldiğini ve bunun sebep ve sonuçlarını iyi irdelemelerini isterim. 500 yıllık yaşadığımız güzelim Balkan coğrafyasından 1 ayda nasıl koparıldığımızı ve bunun yarattığı ağır tahribatı bugün hala hissetmelerini isterim. Kimseye düşmanlık beslemeden ama yaşananları da unutmadan yaşamalarını isterim.
Ve atalarımızın yaşadığı o ağır dönemden ders alarak önümüze bakmalarını isterim. Vatanı yüreğinde taşıyanların emanet ettiği değerlere en güzel şekilde sahip çıkmalarını isterim.
Sizce bu tür kitaplar, geçmişi anlamamız ve bugünü yorumlamamız açısından nasıl bir katkı sağlıyor?
Ben kitabımı yazarken yaklaşık 100 tane mübadeleyi anlatan kitap okudum. Her kitaptan bir şey öğrendiğimi söyleyebilirim. Yaşanan acı-tatlı tüm olaylar, iyi ve kötü insanların varlığı, iyi ve kötü olgularının zaman geçse de aynı şekilde devam etmesi gibi alacağımız çokça dersler var kitaplarda. Geçmişe takılı kalmadan ancak yaşananların sebep ve sonuçlarını bilerek önümüzde yaşanan olaylarda ona göre tavır almamız açısından bu tür kitaplarda anlatılanlar büyük katkı sağlıyor. Mübadeleyi anlarken bir yandan tarihsel süreci de anlamaya başlıyorsunuz. Balkan Savaşlarında o güzelim toprakların nasıl kifayetsiz yöneticiler yüzünden elimizden çıktığını görmek hüzün veriyor, içimizi acıtıyor. Bunları gördükten sonra günümüze ve geleceğe çok farklı bakıyorsunuz. Türkiye bizim son vatan toprağımız. Gidecek başka yerimiz de yok, niyetimiz de yok. Kıymetinin bilmek gerekir her bir karışının…
Kitabınızı okuyanlardan aldığınız en unutulmaz geri bildirim ne oldu?
‘Vatanı Yüreğinde Taşıyanlar’ benim ilk kitabım olduğu için geri dönüşler benim için çok kıymetli. Kitabı ilk okuyanlardan olan Özge Akan, mübadil olan dedesinin radyosu, anneannesinin bakır sahanının yanına kitabı koyarak bir yolculuğa çıktığını söylemişti, çok duygusal sözlerle. Kitabımı okuyan 70 yaşlarında bir teyzemiz, kitabı okuduktan sonra 2 gece uyuyamadığını söylemişti. Yaşananları ilk defa bu kadar yalın olarak okuması onu çok etkilemişti. Avukat bir ablamız, ‘Emrah sen muhteşem bir başardın, geçmişle geleceği bir araya getirdin. Bu kadarını beklemiyordum’ cümleleri beni çok mutlu etmişti.
Kayseri’den arayan bir kişi telefonla aradı. Ve telefonda konuşurken ağlamaya başladı. ‘Sen nasıl bir kitap yazdığının farkında mısın? Bizi bizden aldın, mübadil atalarımı gördüm kitabında’ cümlelerini kurarken ikimiz de ağlıyorduk artık.
Emanet Çeyiz kitabıyla mübadele edebiyatına yeni bir soluk getiren Kemal Yalçın’ın yazdığı, ‘Bu kitap Emanet Çeyiz’i tamamlıyor’ cümlesi de beni çok mutlu eden cümlelerden.
Bu listeyi uzatabilirim. Şunu görüyorum ki, insanların yüreklerinin tam ortasına dokunmuşum. 100 yıl önce mübadele ile doğduğu topraklara veda edenlerin hasretini yaşayan mübadil çocuklarının yürek yangınlarına bir nebze de olsa merhem olmuşum. Çok bahtiyarım.
Mübadele dışında ele almak istediğiniz başka tarihsel konular var mı? Yeni projelerinizden bahseder misiniz?
Henüz kitabım yeni çıktığı için tüm ilgi ve dikkatimi kitabın daha çok kişiye ulaşmasını sağlamak için harcıyorum. Bu sürecin ardından ise yazdığım kitapta izleri olanlarla yaptığı onlarca görüşmenin video kaydı var. Yunanistan seyahatimizde çektiğim çokça video var. Baktığımda 10 saatten fazla elimde görüntü ve yüzlerce belge var. Bir belgesel yapma hayalim var. Profesyonel bir ekiple çalışarak herkesi bazen şaşırtacak bazen gözyaşına boğacak bir belgesel yapmanın birçok şeyi gelecek kuşaklara aktarmak anlamında çok kıymetli olacağını düşünüyorum. Türk milletinin yaşadığı acıların, sıkıntıların yeterince anlatıldığını düşünmüyorum. Başkaları olmayan acıları üzerinden, olmayan kahramanlıkları üzerinden yüzlerce kitap yazıp onlarca film yaparken, tarihi bu kadar derin olan Türklerin yaşadıklarının daha kapsamlı ve güzel bir şekilde anlatılması gerektiğini düşünüyorum. Balkanlarda bizleri adeta ‘soykırıma’ tutanların neredeyse bizi suçlu çıkarmasına karşı söylenecek sözümüz olmalı. Bu belgeselle tarihe ışık tutarak mübadillerin hayatlarında eksik kalan birçok parçayı tamamlayabilirim. Ancak bu konuda maddi-manevi desteğe ihtiyacım olacak. Umarım başarabilirim.
Eğer Vatanı Yüreğinde Taşıyanlar bir dizi veya film olarak uyarlansa, nasıl bir yapım görmek isterdiniz?
Kitabın tamamından ziyade içinden bir hikâyenin alınarak mübadele ekseninde bir film yapılmasını çok isterim. Kastro köyünde başlayan, Selanik, Şam, İstanbul ve Honaz’da devam eden bir olay var kitapta anlatılan. Beni en çok etkileyen, geceleri rüyalarıma giren bu olay film yapılsa insanları çok etkiler diye düşünüyorum. Ne büyük acılar ne büyük hasretlerle sınanmış atalarımız. Okurken, araştırırken bile zorlandım. Onlar yaşadı. Belki bir gün film olur umudumu hep koruyacağım.
Bu arada ben bu hikayeleri zaten film olarak izledim! Yazdığım her hikâyenin filmi benim kafamda yaklaşık 5 yıldır dönüyor. Mübadele haberinin gelme anı, evden son kez çıktıkları an, son kez camide namaz kıldıkları an, yürüdükleri yüzlerce kilometre, bindikleri gemideki gözyaşları ve daha neler neler…
Son olarak, bu kitabı okuyacak olanlara ve mübadele konusunda daha fazla bilgi edinmek isteyenlere neler söylemek istersiniz?
Atalarımın doğduğu topraklar olan Grebene’yi bırakarak Denizli’ye gelmelerinin üzerinden 101 yıl geçti. Onların her birinin çok kıymetli hikayeleri vardı. Tüm yaşananların gelecek kuşaklara aktarılması çok önemliydi. Bu kitapta savaşları, ölümleri, yokluğu, sürgünü, dışlanmayı gören o insanların yürek sızılarını görecekler. Umarım okuyanların da yüreklerinde o sızıyı oluşturabilirim. Ayrıca Töre-Devlet Yayınevine ve çalışan arkadaşlarımıza çok teşekkür ediyorum. Kitabın her aşamasında çok kıymetli destekleri oldu.
Son olarak ise şunları söylemek isterim…
‘’Siz vatan bildiğiniz topraklardan bir gün ansızın hiç bilmediğiniz yerlere gönderildiniz mi?
Siz namaz kıldığınız camide kurşuna dizilip öldürüldünüz mü?
Siz annenizin, babanızın mezar taşlarına, bir daha dua edemeyeceğinizi bile bile sarıldınız mı?
Siz evinizden çıkarken bir daha dönmeyeceğinizi bile bile pencerenizdeki çiçeği suladınız mı?
Siz gemide ölen çocuğunuzu toprağa değil de denize verdiniz mi?
Siz Yunanistan’da ‘Türk tohumu’, Türkiye’de ‘Yunan gavuru’ diye her yerde öteki oldunuz mu?
Ben bu acıları yaşadım.
Ben bu yaşananlarla büyüdüm.
Ben mübadilim.
Ben doğduğu topraklarda ölemeyen, doğmadığı topraklara bedeni giren ama ruhu her daim doğduğu topraklarda olanım!
100 yıldır sustum.
Şimdi sıra benim yaşadıklarımda, hayallerimde, yüreğimden sızan acılarda.
Kabul buyurun!’’












