Türk pop ve rock müziğinin efsane grubu MFÖ’nün üyelerinden Özkan Uğur hayatını kaybetti. 8 Temmuz Cumartesi günü aramızdan ayrılan Uğur, 12 Temmuz Çarşamba günü AKM’de düzenlenen törenin ardından toprağa verildi. Cenazesinde gözyaşları sel olan Uğur, sevenlerinin gönlünde taht kurmayı başarmıştı. Cenaze töreninde konuşma yapan dostu ve grup arkadaşı Mazhar Alanson konuşmakta epey güçlük çekti. Uzun yıllardır mücadele ettiği lenf kanserinin nüksetmesi sonucu hayatını kaybeden usta sanatçı, Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi. Güçlü sesi, sempatik kişiliği ile bir döneme damga vuran Özkan Uğur, müzik kariyerinin yanı sıra pek çok dizide ve sinema filminde de rol almıştı.
BİR İSTANBUL BEYEFENDİSİ
Özkan Uğur doğma büyüme İstanbullu’dur. Zira 17 Ekim 1953 yılında İstanbul’da dünyaya gözlerini açmış; 8 Temmuz 2023 tarihinde İstanbul’da vefat etmiştir. Özkan Uğur’un babası Hurşit Uğur, Şehir Hatları’nda çarkçıbaşı olarak çalışmaktaydı. Ailenin beşinci çocuğu olan Uğur, Reşat Nuri Güntekin İlkokulu’nda okurken mandolin ile tanışır. Fenerbahçe Lisesi’nde okurken müzik sevdası ağır basar. İlk olarak “Atomikler” adında amatör bir grup kurup, dönemin popüler şarkılarını yorumladılar.
MFÖ YILLARI
1980’lerin başında Özkan Uğur, Mazhar Alanson ve Fuat Güner, ünlü isimlerin arkasında çalıp para biriktirdiler. 1980-1983 tarihleri arasında Fuat Güner’le birlikte, Ferhan Şensoy’un “Şahları da Vururlar” ve “Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı” adlı oyunlarında müzisyen ve oyuncu olarak yer aldı. 1984 yılında MFÖ olarak ilk albümleri Ele Güne Karşı Yapayalnız ile şöhreti yakaladılar. 1985 yılında Diday Diday Day ve 1988 yılında Sufi şarkısı ile olmak üzere iki kez Türkiye’yi Eurovision’da temsil etmiştir. Özkan Uğur, MFÖ’de bas gitar çalarken, aynı anda inanılmaz zor derecedeki vokalleri tenor ses rengi ile başarıyla icra etmektedir. Ayrıca sanatçının hiçbir anlama gelmeyen sözlerle yaptığı şarkılar bulunmaktadır. Yayınladıkları birçok şarkıda besteciliğiyle dikkat çekti. “Lay Lili Lili Lay”, “Mecburen”, “No Problem”, “New York Sokaklarında” gibi şarkıların bestesinde yer almış, “Hep Aynı” şarkısının bas performansıyla dikkat çekmiştir. “Bazen”, “Amanın Aman”, “O Neydi O” gibi bestelerinin vokalinde de yer almıştır. “Ali Desidero” ve “İdare Edip Gidiyoruz” şarkılarında ses rengini değiştirerek vokalle düet yapmıştır.
SİNEMA HAYATI
1996 yılında Yavuz Turgul’un yönettiği, Şener Şen ve Uğur Yücel’in başrollerini paylaştığı Eşkıya filminde rol almıştır. 1998-2001 yılları arasında Atv’de yayınlanan İkinci Bahar dizisinde zabıta rolünde oynamıştır. Atv’de yayınlanan Ağırlığınca Altın yarışmasını sunmuştur. Komser Şekspir filminde oynamıştır. Atv’de yayınlanmış olan Yeter Anne dizisinde anne rolündeki Suna Pekuysal’ın oğlunu canlandırmıştır. Show TV’de yayımlanan Alacakaranlık adlı dizide Bedir Büyükdereci rolünü canlandırmıştır. Cennet Mahallesi dizisinde Beter Ali rolünü canlandırmıştır. G.O.R.A. filminde Garavel rolünde oynamıştır. A.R.O.G. filminde ise Dimi rolünde oynamıştır. 2009 yapımı olan Yahşi Batı filminde de Kızılderili şefi Kızılkayalar rolüyle beyazperdede Cem Yılmaz’a eşlik etmiştir. 2010 yılında yayımlanmaya başlayan Türk Malı dizisinde oynamıştır. 2014 yılında Pek Yakında filminde Ejder rolüyle beyazperdeye bir kez daha çıkmıştır. 2019 yılında Karakomik Filmler Kaçamak’ta İbrahim, 2020 yılındaysa Karakomik Filmler 2: Deli’de Tuncay Uğurlu karakterine hayat vermiştir.
ÖZEL HAYATI
1989 yılında Aysun Aslan ile evlenen Özkan Uğur’un Alişan adında bir oğlu bulunmaktadır.
“Sanat olmasına gerek yoktur fotoğrafın. Fotoğraf tarih olayıdır.Tarihi zaptediyorsun. Bir makina ile tarihi durduruyorsun. Ben gazeteciyim, fotoğrafçı değilim. Fotoğrafçı bomba patlar kaçar. Ama gazeteci peşinden gider olayı yakalamaya çalışır. Fotoğrafçı ile gazeteci arasındaki fark budur, bu farkı anlamak lazım. Ben de her şeyi gazetecilik tarafından düşündüm ve bu yaşa kadar ona göre çalıştım. Biz 20. asrın foto muhabirleri, kameramanları görsel tarihi yazarız. Yazarların yazdığı tarih gibi uydurma değil. Gerçeği görür, yazar ve belgeleriz” sözleriyle foto muhabirliğini tanımlayan, objektifiyle tarihi durduran büyük usta Ara Güler 90 yaşında hayata gözlerini yumdu. Türkiye’de yaratıcı fotoğrafçılığın uluslararası alanda ün kazanmış en önemli temsilcisi olan Ara Güler, 17 Ekim günü tedavi gördüğü Florence Nightingale Hastanesi’nde kalp yetmezliği nedeniyle aramızdan ayrıldı. Meslek hayatı boyunca Türkiye’nin ve dünyanın pek çok ünlü ismini fotoğraflayan Ara Güler, üniversitelerde hakkında tezler yazılan bir duayendi.İngiltere’de yayımlanan Photography Annual antalojisi onu dünyanın en iyi yedi fotografcısından biri olarak kabul etti. Dünyanın dört bir yanını dolaşarak, defalarca savaş bölgelererine giderek milyonlarca kare fotoğraf çeken Güler, bir dönemin hafızasıydı aynı zamanda. İstanbul aşığı olan büyük usta, “İstanbul’un Gözü” olarak da tanımlanıyordu. Yaşamı boyunca pek çok ödül kazanan Ara Güler Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü’ne de layık görülmüştü.
DUAYEN FOTO-MUHABİR ARA GÜLER’İN BİYOGRAFİSİ
90 yıllık ömrüne milyonlarca kare fotoğraf sığdıran Ara Güler kendi internet sitesinde biyografisini şu şekilde özetler:
16 Ağustos 1928’de İstanbul’da doğdu. Lisedeyken film stüdyolarında sinemacılığın her dalında çalışırken Muhsin Ertuğrul’un Tiyatro Kurslarına devam etti; çünkü yönetmen veya oyun yazarı olmak istiyordu.
1950’de Yeni İstanbul Gazetesi’nde gazeteciliğe başlarken aynı zamanda İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne devam etti. 1958’de Time-Life, Paris-Match ve Der Stern dergilerinin yakın doğu foto-muhabirliği görevlerini üstlendi. 1954’de Hayat Dergisi’nde fotoğraf bölüm şefi olarak çalışmaya başladı.1953’de Henri Cartier Bresson ile tanışarak Paris Magnum Ajansı’na katıldı ve İngiltere’de yayımlanan “Photography Annual Antalojisi” onu dünyanın en iyi 7 fotoğrafçısından biri olarak tanımladı. Aynı yıl ASMP’ye (Amerikan Dergi Fotoğrafçıları Derneği) tek Türk üye olarak kabul edildi.
1962’de Almanya’da çok az fotoğrafçıya verilen “Master of Leica” ünvanını kazandı. İsviçre’de çıkan Camera dergisinde kendisine özel bir sayı ayırdı. 1964’de Mariana Noris’in ABD’de basılan “Young Turkey” adlı yapıtında fotoğrafları kullanıldı.1967’de Japonya’da çıkan “Photography of the World” antolojisinde Richard Avedon ile birlikte bir dizi fotoğrafı yayınlandı. 1967’de Kanada’da açılan “İnsanların Dünyasına Bakışlar” sergisinde, 1968’de New York Modern Sanatlar Galerisi’nde düzenlenen “Renkli Fotoğrafğın On Ustası” adlı sergide; aynı yıl Almanya’da, Köln’de Fotokina Fuarı’nda yapıtları sergilendi. 1970’de “Türkei” adında fotoğraf albümü Almanya’da yayımlandı. Sanat ve sanat tarihi konularındaki fotoğrafları ABD’de Time-Life, Horizon ve Nesweek kitap bölümlerince ve İsviçre’de Skira Yayınevi tarafından kullanıldı. 1971’de Lord Kinross’un “Hagia-Sophia” (Ayasofya) kitabının fotoğraflarını çekti.
Yine Skira yayınevince Picasso’nun 90. yaş günü için yayımlanan “Picasso Metamorphose et unite” adlı kitap için Picasso”nun foto-röportajını yaptı. 1972’de Paris Ulusal Kitaplıkta sergisi açıldı. 1975’de ABD’ne davet edildi ve birçok ünlü Amerikalının fotoğraflarını çektikten sonra “Yaratıcı Amerikalılar” adlı sergisini dünyanın birçok kentinde sergiledi. Yine aynı yıl Yavuz zırhlısının sökülmesini konu alan “Kahramanın Sonu” adlı bir belgesel film çekti.1979’da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin “Foto Muhabirliği” dalındaki birincilik ödülünü aldı.
1980’de fotoğraflarının bir kısmı Karacan Yayıncılığın bastığı “Fotoğraflar” adlı kitabında basıldı. 1986’da Hürriyet Vakfı’nca basılan Prof. Abdullah Kuran’ın yazdığı “Mimar Sinan” kitabını fotoğrafladı. Aynı kitap 1987’de “Institute of Turkish Studies” tarafından Ingilizce olarak yayınlandı.1989’da “Ara Güler’in Sinemacıları” kitabı basıldı.1991’de Dışişleri Bakanlığı için Halikarnas Balıkçısı’nın (Cevat Şakir Kabaağaçlı) “The Sixth Continent” adlı kitabını fotoğrafladı.
KİMLER KİMLER KADRAJINDAN GEÇMEDİ Kİ!
Bu arada bütün dünyayı gezerek foto röportajlar yaptı ve bunları Magnum Ajansı ile dünyaya duyurdu.İsmet İnönü, Winston Churchill, İndira Gandi, John Berger, Bertrand Russel, Bill Brandt, Alfred Hitchcock, Ansel Adams, Imogen Cunningham, Salvador Dali, Picasso, Aşık Veysel, Nasım Hikmet, Yaşar Kemal, Aziz Nesin, Orhan Veli Kanık, Sophia Loren gibi birçok ünlü kişinin fotoğraflarını çekti. Yıllarca üstünde çalıştığı Mimar Sinan yapıtlarının fotoğrafları 1992’de Fransa’da, ABD ve İngiltere’de “Sinan, Architect of Soliman the Magnificent” adlı kitabı yayımlandı. Aynı yıl “Living in Turkey” adlı kitabı İngiltere, ABD ve Singapur’da “Turkish Style” başlığıyla, Fransa’da “Demeures Ottomanes de Turquie” adıyla yayımlandı.1994’de “Eski İstanbul Anıları”, 1995’de “Bir Devir Böyle Geçti”, “Yitirilmiş Renkler ve Yüzlerinde Yeryüzü” fotoğraf kitapları yayımlandı. Ara Güler’in fotoğrafları Paris Ulusal Kitaplıkta, ABD’de Rochester Georg Eastman Müzesi’nde Nebraska Üniversitesi Sheldon Koleksiyonu’nda bulunuyor. Köln Mueseum Ludwing’de Das Imaginare Photo Museum’da fotoğrafları sergileniyor.
Aşık VeyselSalvador DaliAziz NesinFeelliniChurchillDustin HoffmanNazım Hikmet
ÖDÜLLERİ
1979 – Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Birincilik Ödülü (foto muhabirliği dalında)
1999 – Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, meslekte 50 yılını dolduran gazetecilere verilen “Burhan Felek” basın hizmeti ödülü
2000 – Fransa Légion d’honneur nişanı
2004 – Yıldız Üniversitesi fahri doktora unvanı
2005 – Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü
2008 – İstanbul Fotoğraflarıyla İstanbul Turizm Özel Ödülü
2011 – Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü
PİCASSO’YU ÇEKENE KADAR NE ÇEKTİM
Ünlü ressam Picasso’nun 90. yaş kutlaması için hazırlanan Picasso Metamorphose et Unite adlı kitap için yaptığı röportaj ünlü ressamın şatosunda gerçekleşir.
Bu röportaj sırasında fotoğraf çektirmeyi sevmemesiyle bilinen Picasso’nun çok sayıda fotoğrafını çekmeyi başarır ve şöyle anlatır bu zorlu çekimin öyküsünü: “Çektim, ama çekene kadar neler çektim, sen gel onu bana sor. O günlerde fotoğrafçılığını yaptığım Skira Yayınevi, Picasso’nun kitabını basacaktı. Ev atmosferindeki fotoğrafları çekme görevini yaptım. Gittim, üç gün evinde kaldım. Bir ara bana dönüp, “Sen benim bu kadar fotoğrafımı çekiyorsun, ben de senin remini çizeyim” demez mi! Resmimi çizdi, imzasını da attı. Türkiye’de bir tane orijinal Picasso vardır, o da benim evimde.”
CHARLİE CHAPLİN’İ FELÇLİ HALDE ÇEKMEK BANA YAKIŞMAZDI
Ara Güler, hayranı olduğu Charlie Chaplin’in fotoğraflarını da çekmek ister: “Chaplin benim dünyamı kuran, bana vizyon veren, hayata bakmayı öğreten adam… O zamanlar İsviçre’de bir şatoda yaşıyordu. Bunların şatosunun önünde üç gün, kar kıyamet demeden fotoğraf çekmek için bekledim. Sonunda karısı Oona donmamdan korkup, “Konuşursan konuş, ama resim çekme” dedi. Adam yürüyen iskemlede, felçli resimlerini çektirip akıllarda böyle bir imaj bırakmak istemiyordu. Çünkü o da benim gibi elimdeki fotoğraf makinesinin acımasız olduğunu biliyordu. Pire gibi dolanarak dünyanın en cevval tipini yaratmış Charlie Chaplin’i felçli halde çekmek bana yakışmazdı, o nedenle onun fotoğrafını fırsat bulduğum halde çekmedim.”
APHRODİSİAS ANTİK KENTİ ve ARA GÜLER
Aphrodisias Antik Kenti’ni keşfeden kişinin Ara Güler olduğunu günümüzde pek çok insan bilmez. Bu keşif tamamen tesadüf sonucu gerçekleşmiş oldukça şaşırtıcı bir hikayeye sahip. Aphrodisias Antik Kenti bugün UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alıyor ve önemli turizm değerlerimizden biri. Hikaye ise kısaca şöyle:
1958 yılında Aydın’ın Geyre İlçesi’nde bir baraj açılışına gazeteci olarak giden Ara Güler dönüşte yolunu kaybedince bu antik kentle yolları kesişir. Bir köyden geçerken köylülerin tarihle iç içe yaşadığını görür. Köyde yaşayan insanlar tarafından Roma sütunları ve mimari parçaları hala kullanılmaktadır. Köyde yer alan her türlü mimari yapı, Roma dönemi eserlerini de barındırmaktadır.Tarihi lahitler bile üzüm şırası süzmek için kullanılmaktadır ve köyün her yeri tarihi eserlerle doludur.Ara Güler, gördüğü manzara karşısında o kadar şaşırır ki makinasının deklanşörüne üst üste basar, onlarca fotoğraf çeker ve İstanbul’a döndükten sonra bu bölgeyi araştırmaya başlar. Fakat hiçbir bilgiye ulaşamaz. Çektiği fotoğrafları çeşitli kuruluşlara gönderir fakat beklediği ilgiyi bulamaz.En sonunda fotoğrafları Times Dergisi’ne gönderir. Times fotoğrafları renkli çekmesini ister ve Ara Güler tekrar aynı köye giderek renkli fotoğraflar çeker. Bu yolla dünya basınına dağıtılan fotoğraflar bir anda büyük yankı uyandırır. Amerika’dan gelen arkeologlar Geyre’de araştırma yapmaya başladıklarında buranın Roma İmparatorluğu’na ait, tarihi MÖ. 500’lü yıllara dayanan ve ismini tanrıça Afrodit’ten alan Aphrodisias Antik Kenti olduğunu anlarlar. Prof. Dr. Kenan Erim ise 1961 yılında kazı çalışmalarına başlar.
Ara Güler yaptığı bir röportajda Aprodisias ile tanışmasını şu sözlerle anlatıyor:
TARİH VE BUGÜN İÇ İÇE: BÖYLE ACAİP YER HAYATIMDA GÖRMEDİM!
“Devir 1958. Adnan Menderes’in son zamanlarıydı. Aydın’da valiye gittim. “Adnan Menderes’in açılış yapacağı baraj var. Beni oraya gönder, açılışta resim çekeceğim” dedim. Şoför “Kestirme yol biliyorum, oradan gidelim”dedi. Kestirme yoldan giderken yolu kaybettik. Yolu kaybedince de nereye gitsek karşıma hep o büyük kayalar çıkıyordu. Güneş battı ve zifiri karanlık oldu. Gidiyoruz, gidiyoruz yine aynı kayalıklara geliyoruz. Kaybolduk! Baktım bir ışık var. Bir kahve… Kahveye girdik, adamlar oyun oynuyor. Lüks lambasıyla aydınlanıyordu. Biraz sonra gözüm ışığa alıştı, bir de baktım ki kahvede masa yok. Sütun başlıklarını masa yapmışlar ve üstünde domino oynuyorlar.Tarih ve bugün içi içe yaşamakta. Böyle acayip bir yer hayatımda görmedim. Harabe dediğin harabedir. Ama bu öyle değil, bu bambaşka. Bu, tarih içinde yaşayan bir şehir. Baktım ki taşların içinden suratlar bana bakıyor. Hemen aklıma röportajın adı geldi; Aphrodisias Çığlığı… O taşlar bana bakıyor ve “Beni buradan kurtar!” diye çığlık atıyor.”
r. HİLMİ ÖNAL’DAN ÇOK DAHA FAZLASI: RECEP AKTUĞ
Türk dizi izleyicisi onu bir döneme damga vuran Aşk-ı Memnu dizisinin kötü adamı Hilmi Önal olarak tanıdı. Seveni olduğu kadar nefret edeni de vardı. Ancak Recep Aktuğ,Hilmi Önal’dan çok daha fazlası olan gerçek bir sanatçıydı. Aktuğ, iyi eğitim almış, sanat kariyeri başarılarla dolu bir sanatçı ve dahasımüzik dünyası için bir girişimciydi. 14 Ocak’ta, 65 yaşında, aramızdan ayrılan usta sanatçı yaklaşık iki yıldır KOAH tedavisi görüyordu.
RECEP AKTUĞ KİMDİR?
Mehmet Recep Aktuğ, 13 Mayıs 1954’te İzmir’de dünyaya geldi.İlk ve orta eğitimini İzmir’de tamamlayan Aktuğ, lisede Anadolu Pop tarzında müzik yapan “Gelenek” adlı bir müzik grubunda yer aldı. İlk profesyonel çalışmasını da yine bu grupla İzmir’de “Mogambo”da yaptı.İstanbul Üniversitesi Şişli Siyasal Bilgiler Yüksek Okulu’nda okurken 1974yılında “Grup Stüdyo” adlı bir gruba katıldı. Siyasal Bilgiler Bölümü’nde dört yıl okuduktan sonra TM Devlet Konservatuarı’na kaydoldu. Eğitimi süresince birçok farklı işte çalıştı.
ARI YAPIM’IN İLK SANATÇISI “SEZEN AKSU” OLDU
Birkaç arkadaşı ile “Arı Yapım” adlı bir şirket kuran Recep Aktuğ’un şirketinin ilk sanatçısı Sezen Aksu oldu. İlk plak “Kaybolan Yıllar”ı“Disko Fasıl” takip etti. Recep Aktuğ, 1976’da Türkiye’nin ilk eşlik vokal grubu “Kısa Dalga”yı kurdu.Kısa Dalga, ilk gece çalışmasını Ayten Alpman ile Sheraton Oteli’nde yaptı. 1978’de “Antalya Altın Portakal Şarkı Yarışması”na iki beste ile katılan Aktuğ ikincilik ve yedincilik ödülü kazandı.
Recep Aktuğ, 1979’da Cantekin ile Eurovision Şarkı Yarışması’na katıldı. “Giden Gençliğe” ve “Canım” adlı şarkılarıyla 1981’de ilk 45’liğini çıkaran Aktuğ, 1983’te Buğra Uğur’un bestesi ile Eurovision Türkiye birincisi olarak Çetin Alp ile Almanya’da Türkiye’yi temsil etti. Devlet Tiyatrolarında 1984’te Faik Ertener’in sahneye koyduğu çocuk oyunlarında besteci ve müzisyen olarak çalışan Aktuğ, Esen Müzik ile “Alışma Bana” ve “Siyah Gül” adlı iki müzik albümü çıkardı. 2009’da çıkan “Alışma Bana”dan sonra Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek albümünün her şarkısına ayrı klip çekilmiş DVD versiyonunu hazırladı ve dinleyicilerin beğenisine sundu.
Besteleri ve şarkı sözleri çeşitli sanatçılar tarafından seslendirilen Aktuğ, “Kurtlar Vadisi” ve “Aşk-ı Memnu” gibi birçok dizide de rol aldı. Usta sanatçının rol aldığı diğer diziler ise şöyle: Poyraz Karayel, Ezel, Küçük Kadınlar, Selena, Doktorlar
SANAT CAMİASININ GERÇEK YILDIZI “YILDIZ KENTER”İ KAYBETTİK
Yıldız Kenter, sanat camiasının en nadide, ışıl ışıl parlayan, en gerçek yıldızlarından biriydi.Çocukluğundan bu yana içinde yer aldığı sanat camiasında hep ışığıyla göz kamaştıran eşsiz bir kadındı. 91 yıllık yaşamına sayısız oyun, film, başarı, ödül ve milyonlarca hayranının alkışlarını sığdırdı. Kenter, sahnede devleşen bir oyuncu olmanın dışında aynı zamanda bir eğitimciydi. Üniversite kürsülerinde hocalık yaptı, dersler verdi. 91 yaşında hayata veda eden usta sanatçı son iki yıldır akciğer rahatsızlığı yaşıyordu.Durumunun ağırlaşması sonucu özel bir hastanenin yoğun bakım servisine kaldırılan Kenter, 17 Kasım Pazar günü, akşam saatlerinde hayata gözlerini yumdu.
AYŞE YILDIZ KENTER KİMDİR?
Yıldız Kenter, 11 Ekim 1928 tarihinde İstanbul’da dünyaya geldi. Asıl adı Ayşe Yıldız’dır. Annesi aslen İngiliz olan Olga Cynthia (Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını aldıktan sonra adı Nadide Kenter olarak değişmiştir) ve babası Türk diplomatı Ahmet Naci Kenter’dir. Yıldız Kenter, beş çocuklu bir ailenin dördüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Ablası Güner, abileri Nedim ve Mahmut, en küçük kardeşi ise kendisi gibi oyuncu olan Müşfik’tir. Kenter ailesi baba Ahmet Naci’nin Ziraat Bankası’ndaki görevi nedeniyle Ankara’ya taşınır. Yıldız Kenter bu nedenle ilkokula Ankara’daki İltekin İlkokulu’nda başlar.
BAŞARILARLA DOLU BİR HAYAT
Yıldız Kenter, Ankara Devlet Konservatuarı Yüksek Bölümünü sınıf atlayarak bitirdi. On bir yıl Ankara Devlet Tiyatrosu’nda çalıştı. Daha sonra “Rockefeller” bursu kazanarak, American Theatre Wing, Neighbourhood Play House ve Actor’s Studio’da oyunculuk ve oyunculuk öğretiminde yeni teknikler üzerine çalışmalar yaptı. Genç yaşta Ankara Devlet Konservatuvarı’na hoca olarak atandı.
1959 yılında Devlet Tiyatrosu’ndan ayrıldı. Muhsin Ertuğrul ile bir yıl çalıştı. Kardeşi Müşfik Kenter ve eşi Şükran Güngör ile “Kent Oyuncuları Topluluğu”nu kurdu. Daha sonraki yıllarda sürekli olarak Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’de “Değişen Eğitim Metotları” ve “Oyunculuk Metotları” üzerine çalışmalar yaptı.
1956 yılından itibaren Ankara Devlet Konservatuvarı, İstanbul Belediye Konservatuvarı ve İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nde bölüm başkanlığı ve hocalık yaptı. 1962 yılında tiyatroya hizmetlerinden ötürü “Yılın Kadını” seçildi. 1968’de, İstanbul’da, Kenter Tiyatrosu’nun binasının inşaatını tamamladı. Sinema oyuncusu olarak üç kez “Altın Portakal” ödülüne layık görüldü. Sovyetler Birliği, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Almanya, Hollanda, Danimarka, Kanada, Yugoslavya ve Kıbrıs’ta İngilizce ve Türkçe oyunlar sergiledi.
100’ün üstünde oyun oynadı, 100’e yakın oyun sergiledi. Shakespeare, Çehov, Brecht, Inoesco, Pinter, Albee, Tenessee Williams, Alan Ayckbourn, Arthur Miller, Brian Freil, Neil Simon, Athol Fugard, Sergey Kokovkin gibi uluslararası yazarların yanı sıra Melih Cevdet Anday, Necati Cumalı, Güner Sümer, Adalet Ağaoğlu, Zeki Özturanlı, Güngör Dilmen, Muzaffer İzgü gibi pek çok Türk yazarın oyunlarını da sahneye koydu ve oynadı.
1981’de “Devlet Sanatçısı” olarak ödüllendirildi. 1984’de Roma’daki İtalyan Kültür Birliğince “Adalaide Ristori” ödülüne layık görüldü. 1989 yılında, Korsika – Bastia Film Festivali’nde, “Hanım” filmindeki rolüyle “En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü aldı. 1991 yılında tiyatro sanatına hizmetlerinden ötürü Uluslararası Lions Kulübü’nün “The Melvin Jones”uyla ödüllendirildi. İki kez Ulvi Uraz “En İyi Kadın Oyuncu”, üç kez de aynı dalda “Avni Dilligil” ödülüne layık görüldü.1994’de “Konken Partisi” oyunundaki Fonsia rolü ile “Olağanüstü Yorum” ödülünü aldı. Finlandiya Dünya Kadın Kuruluşu tarafından yüz yılın en başarılı yüz kadınından biri olarak onurlandırıldı. 1995’de Kültür Bakanlığı, tiyatro sanatına katkılarından ötürü Onur Ödülü’ne layık gördü. Profesör Kenter’e aynı yıl tiyatro sanatına katkılarından dolayı “Mevlana Kardeşlik ve Barış” ödülü ve 1996’da Magazin Gazetecileri Derneği tarafından Ramiz ile Jülide’deki Jülide rolü için “En İyi Kadın Oyuncu” ödülü verildi. 19 Mayıs 1997’de Uluslararası İstanbul Festivali tarafından verilen Onur Ödülü, Yıldız Kenter’e Dame Diana Rigg tarafından takdim edildi.
Maria Callas rolüyle, 1998’de Ankara Sanat Kurumu “Yılın Kadın Sanatçısı”, 1998 Muhsin Ertuğrul Yaşam Boyu Başarı Ödülü, 1998 Cumhurbaşkanlığı Büyük Kültür ve Sanat Ödülü, “Mantı” adlı oyunda Madam Arcadina rolüyle 1999 “Afife En İyi Kadın Oyuncu Ödülü”ne layık görüldü. Aynı ödülü 2000 yılında, “Nükte” adlı oyundaki rolüyle yeniden kazandı. 2005–2006 sezonundan bu yana sahnelenen “Gece Mevsimi” adlı oyundaki Lily rolüyle, “Sanat Kurumu En İyi Kadın Oyuncu” ödülünün de sahibi oldu.
Kent Oyuncuları’nın kuruluşunun 45. yılında yeniden “Ben Anadolu”yu seyirciyle buluşturan Yıldız Kenter, oyunculuk kadar önemsediği oyuncu yetiştirme görevini Koç Üniversitesi’nde verdiği derslerle sürdürdü. 2008–2009 sezonunda başrollerini Defne Halman ve Engin Hepileri’nin paylaştığı Victoria (Zafer)’i sahneye koyarak 60. sanat yılını kutladı. 2009-2010 sezonunda Eugene Stickland’ın Kraliçe Lear adlı oyununu yönetti ve baş rolünü oynadı. Bu oyunla 2010 yılı “Sadri Alışık En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü aldı.
Yıldız Kenter kendisi gibi oyuncu olan Şükran Güngör ile 1965 yılında evlendi. Tiyatro ve sinema oyuncusu olan Şükran Güngör 2002 yılında hayatını kaybetti. Çiftin bu evlilikten bir kızları oldu.
ROL ALDIĞI TİYATRO OYUNLARI
Miras Kültürel Müzik Ses Nefes Ruh Beden – Neyzen Kerem Tufan – İzmir Adnan Saygun Kültür Merkezi (2013)
Ben Anadolu : Güngör Dilmen – Kent Oyuncuları – 2007
Anna Karenina : Tolstoy/Helen Edmundson – Kent Oyuncuları – 2006
Gece Mevsimi : Rebecca Linkievicz – Kent Oyuncuları – 2005
Oscar ve Pembeli Meleği : Eric Emmanuel Schmitt – Kent Oyuncuları – 2004
Sırça Kümes : Tennessee Williams – Kent Oyuncuları – 2002
Hep Aşk Vardı : Yıldız Kenter – Kent Oyuncuları – 2001
Nükte : Marget Edson – Kent Oyuncuları – 2000
Martı : Anton Çehov – Kent Oyuncuları – 1998
Harold ve Maude : Colin Higgıns – Kent Oyuncuları – 1990
Hamlet : William Shakespeare – İstanbul Şehir Tiyatrosu – 1959
Öfke : John Osborne – Ankara Devlet Tiyatrosu – 1958
Çöl Faresi : Ladislas Fodor – Ankara Devlet Tiyatrosu – 1957
Misafir (oyun) : Fritz Schweiger – Ankara Devlet Tiyatrosu – 1956
Maria Stuart : Friedrich Schiller – Ankara Devlet Tiyatrosu – 1954
Onikinci Gece : William Shakespeare – Ankara Devlet Tiyatrosu – 1954 – 1957
Gelin (oyun) : Emile Zola\Marcelle Maurette – Ankara Devlet Tiyatrosu – 1953
Yanlış Yanlış Üstüne : Oliver Goldsmith – Ankara Devlet Tiyatrosu – 1952
Ölü Kraliçe : Henry de Montherlant – Ankara Devlet Tiyatrosu – 1952
Öteye Doğru : Sutton Vane – Ankara Devlet Tiyatrosu – 1951
Hile ve Sevgi : Schiller – Ankara Devlet Tiyatrosu – 1950
Yalancı : Carlo Goldoni – Ankara Devlet Tiyatrosu – 1949
Sinema, dizi ve tiyatro oyuncusu Tarık Ünlüoğlu hayatını kaybetti. Ünlü sanatçının beklenmedik ölümü sanat camiasını ve sevenlerini üzüntüye boğdu. Bir süredir kanser tedavisi gördüğü açıklanan Ünlüoğlu 61 yaşındaydı. Sanat hayatı boyunca pek çok karaktere hayat veren oyuncu 3 Ekim günü toprağa verildi.
TARIK ÜNLÜOĞLU KİMDİR?
Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz, Kurtlar Vadisi, Avrupa Avrupa gibi pek çok diziyle tanınan Tarık Ünlüoğlu, 1951 yılında İzmir’de dünyaya geldi. İzmir Namık Kemal Lisesi’nden mezun olduktan sonta Ankara Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı Opera bölümüne girdi ve bir yıl okuduktan sonra eğitimine tiyatro bölümünden devam etti. Ankara Devlet Tiyatrosu’nda 25 yıl görev aldıktan sonra İstanbul Devlet Tiyatrosu’na geçiş yaptı.Tarık Ünlüoğlu, Tiyatro oyunculuğunun yanı sıra sinema filmi ve dizilerde de oynadı aynı zamanda dublaj çalışmaları da yaptı. 11 yıl süren ilk evliliğinden Zeynep adında bir kızı olan Tarık Ünlüoğlu, 1988 yılından beri birlikte olduğu Gülenay Kalkan ile 14 Şubat 2013 tarihinde Berlin’de evlendi. Akciğer kanseri yüzünden uzun bir süredir tedavi gören Tarık Ünlüoğlu, 1 Ekim 2019 tarihinde hayatını kaybetti.
Tiyatro Oyunları:
2005 – Uyarca : Friedrich Dürrenmatt – İstanbul Devlet Tiyatrosu
2003 – Taraf Tutmak : Ronald Harwood – İstanbul Devlet Tiyatrosu
1998 – Ziyaretçi : Éric-Emmanuel Schmitt – Ankara Devlet Tiyatrosu
1995 – Martı : Anton Çehov – Ankara Devlet Tiyatrosu
1993 – Patlat Bir Shakespeare : Semih Sergen – Ankara Devlet Tiyatrosu
Türk tiyatro, sinema, dizi oyuncusu ve seslendirme sanatçısı Ergün Uçucu hayatını kaybetti. 14 Haziran tarihinde aramızdan ayrılan usta sanatçı bir süredir tedavi görüyordu. 79 yaşında yaşamını yitiren Ergün Uçucu, sayısız sinema filmi ve dizide rol almıştı. Sevilen oyuncu, seslendirme sanatçısı olarak “Susam Sokağı’nın Kurabiye Canavarı” başta olmak üzere pek çokkahramana hayat vermişti. Türk sinemasının emektar oyuncusu Ergün Uçucu’nun vefat haberini kendisi gibi oyuncu olan oğlu Canberk Uçucu sosyal medya hesabından duyurdu.
ERGÜN UÇUCU KİMDİR?
Türk tiyatro, sinema, dizi oyuncusu ve seslendirme sanatçısı Ergün Uçucu, 22 Mayıs 1940 tarihinde dünyaya geldi. Aslen Malatyalı olan usta sanatçı,Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü’nü bitirdi. Ankara Devlet Tiyatrosu’nda sanat hayatına başlayan Uçucu yine buradan emekli oldu. Ergün Uçucu, TRT ekranından gösterilen “Tatlı Cadı” ve “Uykudan Önce”programlarıyla hafızalara kazındı. Birçok filmde ve dizide rol alan Uçucu,aynı zamanda seslendirme sanatçısıydı.Ekranların efsanevi çocuk programı “Susam Sokağı”ndaki“Kurabiye Canavarı”nı yıllarca seslendirdi. 2011 yılında, Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Anasanat Dalı Başkanlığı’nca Cüneyt Gökçer anısına ilk kez verilen “75. Yıl Cüneyt Gökçer Tiyatro Ödülleri” töreninde “Erkek Oyuncu Onur Ödülü” Ergün Uçucu’ya verildi.
Yeşilçam’ın efsane isimlerinden biri daha aramızdan ayrıldı. Bir döneme damgasını vuran Eşref Kolçak, 92 yaşında hayata gözlerini yumdu. Eşref Kolçak, akciğerinde sıvı toplanması nedeniyle bir süredir Bursa Gemlik Devlet Hastanesi’nde tedavi görüyordu. Sanatçı bir aile olan Kolçak ailesinin bir diğer üyesi Harun Kolçak da 2017 yılında yaşamını yitirmişti. 26 Mayıs Pazar günü vefat eden Eşref Kolçak, 28 Mayıs Salı günü vasiyeti gereği 9 yıl önce kaybettiği eşi Özcan Kolçak’ın mezarının üzerine defnedildi.
EŞREF KOLÇAK KİMDİR?
Eşref Kolçak,28 Ocak 1927 tarihinde, Erzurum’un İspir ilçesinde dünyaya geldi. 1941 yılında İstanbul’a gelen Kolçak, Kasımpaşa’da oturdu. Sultan Ahmet Erkek Sanat Enstitüsü’nü bitiren usta sanatçı tesfiyecilik ve marangozluk eğitimi aldı. Eşref Kolçak, bir süre marangozluk ve ayakkabı tamirciliği gibi işlerde çalıştı. Kasımpaşa’da oturduğu dönemlerde marangoz dükkanı ve mobilya mağazasıişletti. 1944 yılında Atilla Revü Opereti’nde tiyatroya başlayan Kolçak, 1945 yılında Ses Tiyatrosu’na katıldı. 1947 yılında Cahide Sonku ile birlikte rol aldığı “Fedakar Ana” filmiyle figüranlıktan oyunculuğa geçti. Eşref Kolçak, 1950’li ve 60’lı yıllarda melodram ve kahramanlık filmlerinin jönü olarak ön plana çıktı. Bu yıllarda“Bir Şoförün Gizli Defteri” (Atıf Yılmaz), “Namus Uğruna” ve “Düşman Yolları Kesti” (Osman Seden) gibi önemli filmler çekti. Eşref Kolçak, 1955 yılında Özcan Kolçak ile evlendi. Sanat hayatı boyunca 200’e yakın sinema filmi ve televizyon dizisinde rol alan Eşref Kolçak, 2017 yılında aramızdan ayrılan ünlü popçu Harun Kolçak’ın da babasıydı.
USTA SANATÇININ ÖDÜLLERİ
1961 – Türk Filmleri Yarışması – “En İyi Erkek OyuncuÖdülü” (Namus Uğruna)
2000 – Antalya Altın Portakal Film Festivali – “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü” (Güle Güle)
2003 – Antalya Altın Portakal Film Festivali – “Yıldırım Önal Anı Ödülü”
Yeşilçam’dan üzücü haberler gelmeye devam ediyor. Türk sinemasının önemli jönlerinden biri olan Aytaç Arman, İstanbul Maltepe Onkoloji Hastanesi’nde 26 Şubat Salı günü hayatını kaybetti. Kanser tedavisi gören usta oyuncu 70 yaşındaydı.
AYTAÇ ARMAN KİMDİR?
Aytaç Arman 22 Haziran 1949 tarihinde Adana’da dünyaya geldi. Gerçek adı Veysel İnce olan sanatçı, AdanaErkek Sanat Enstitüsü’nü bitirdi.1966 yılında Mimarlık ve Mühendislik fakültesinde okurken Ekstra Ekspres gazetesinin açtığı artist yarışmasında ikinci oldu.1971 yılındaSes Dergisi’nin açmış olduğu yarışmaya da katıldı. Aynı yarışmada Tarık Akan birinci olurken Aytaç Armanikinci oldu. Ardında sinema oyunculuğuna başladı. 1971 yılında Yılmaz Güney’in “Baba” filminde oynadı.Aytaç Arman, 1974 yılındaSüreyya Duru’nun yönettiği “Bedrana” filminde Perihan Savaş ile baş rolü paylaştı. Bu film 11.Antalya Altın Portakal Film Yarışması’nda en iyi ikinci film ödülünü aldı. 1977 yılında baş rolünü Semra Özdamar’la paylaştığı ve Süreyya Duru’nun yönettiği “Kara Çarşaflı Gelin”14. Antalya Altın Portakal Film Yarışması’nda “En İyi Film” ödülünü kazandı. 1988 yılında Antalya Altın Portakal Film Yarışması’nda başrolünü oynadığı ve Ömer Kavur’un yönettiği“Gece Yolculuğu” filmi “En İyi Film” ödülünü alırken Aytaç Arman da “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü aldı.12 Eylül 1980 darbesinden sonra Sinema Emekçileri Derneği üyeliğinden yargılandı ve beraat etti.1985 yılında Necati Cumalı’nın hikayesinden uyarlanan ve senaryosunu Barış Pirhasan’ın yazdığı, yönetmenliğini Atıf Yılmaz’ın yaptığı “Adı Vasfiye”filminde Müjde Arile başrolde oynadı.2006 yılında sinema yazarı Burçak Evren, Aytaç Arman hakkında biyografi kitabıyazdı.Aytaç Arman, sinema filmlerinin yanı sıra bir çok dizide de rol aldı.
ÖDÜLLERİ
Antalya Film Şenliği – 1988 – En İyi Erkek Oyuncu (Gece Yolculuğu)
Antalya Film Şenliği – 1988 – En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Gönderilmemiş Mektuplar)
Siyad Türk Sineması Ödülleri – 2003 – En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Gönderilmemiş Mektuplar)
Londra Türk Film Festivali – 2015 – Yaşam Boyu Başarı Ödülü
FİLMOGRAFİSİ
Candan Öte – 2006, Düşler ve Gerçekler – 2005, Perçem – 2004, Karşılaşma – 2002, Gönderilmemiş Mektuplar – 2002, Melekler Evi – 2000, Yüzleşme – 1999, Akrebin Yolculuğu – 1997, Yaban – 1996, Yer Çekimli Aşklar – 1995, İz – 1994, Kurşun Adres Sormaz – 1992, Gece Yarısı Vurgunu – 1990, Perili Köşk – 1990, Kantodan Tangoya – 1989, Av Zamanı – 1988, Gece Yolculuğu – 1987, Bir Avuç Gökyüzü – 1987, İstek – 1986, Fatmagül’ün Suçu Ne – 1986, Adı Vasfiye – 1985, Sönmüş Ocak – 1980, Düşman – 1979, Güneşli Bataklık – 1977, Ben Sana Mecburum – 1976, Kara Çarşaflı Gelin – 1975, Bahriyeli Kemal – 1974, Bir Ana Bir Kız – 1974, Bedrana – 1974, Oğlum Osman – 1973, Zambaklar Açarken – 1973, Vukuat Var – 1972, Ekmekçi Kadın – 1972, Baba – 1971
Sanat camiasından acı haberler gelmeye devam ediyor. Bir döneme damgasını vuran ünlü sanatçı Yalçın Menteş, bir süredir tedavi gördüğü hastanede 7 Şubat Perşembe günü vefat etti. Ekranların sevilen yüzlerinden biri olan usta sanatçı bir süredir ciddi sağlık sorunları yaşıyordu. Diyabet ve akciğer kanseri tedavisi gören sanatçının sağ bacağı ağır şeker hastalığı nedeniyle 2013 yılında kesilmişti. Sağlık sorunları nedeniyle sanat hayatınaara vermek zorunda kalan Menteş, solunum yetmezliği şikayetiyle kaldırıldığı hastanenin yoğun bakım servisinde 12 gün yaşam mücadelesi verdi. Yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayan ünlü sanatçı 7 Şubat tarihinde aramızdan ayrıldı. Yalçın Menteş 59 yaşındaydı.
“TATLI KAÇIK” SAFFET
Yalçın Menteş sanat hayatı boyunca pek çok karaktere hayat verdi ancak belkide onu en çok “Tatlı Kaçıklar” dizisinde canlandırdığı “Saffet” karekteriyle sevdik.
YALÇIN MENTEŞ KİMDİR?
Yalçın Menteş, 1 Nisan 1960’ta İzmir’in Tire ilçesinde dünyaya geldi. İlk, orta ve lise eğitimini İzmir’de tamamladı. Liseyi bitirdikten sonra tiyatroya, 1977 yılında Turgut Özakman’ın “Darılmaca Yok” adlı oyunuyla başladı. 1999’da Star TV’de yayınlanan “Çarli” ve başrollerini Mehmet Ali Erbil ile paylaştığı “Tatlı Kaçıklar” adlı diziyle televizyon ekranlarında şöhreti yakaladı. Yalçın Menteş, Production Reklam Ajansı’nı kurdu. Bir ara İzmir’deki halasının yanında muhasebecilik de yaptı. 1983’te İzmir’de 45 kişilik kadrosuyla bir cep tiyatrosu kurdu. 1987’de tiyatro çalışmalarını daha rahat sürdürebilmek için İstanbul’a yerleşti. TRT’deki bazı programlara küçük güldürü bölümleri hazırlayan Yalçın Menteş, ATV’de yayınlanan “Tatlı Kaçıklar” dizisindeki Saffet rolüyle milyonların sevgilisi haline geldi.
1995’te “Dikkat Yalçın Menteş” adlı tek kişilik oyununu sahneledi. Türk Büyükleri Ansiklopedisi’nden esinlenen Yalçın Menteş, “100 Ünlü Yüz” adlı oyunuyla Türkiye gündemindeki kişileri sahneye taşıdı. “Charlie” isimli bir maymunla stand up gösterileri de yapan ünlü sanatçı “Akasya Durağı” dizisinde de rol aldı.
Yeşilçam Sineması’nın dev isimlerinden biri olan Münir Özkul’u kaybettik. Koah ve demans rahatsızlıkları nedeniyle uzun süredir tedavi gören Özkul’un hakkında sayısız vefat haberi çıkmıştı. Bu haberlere uzun zamandan beri itibar edilmiyordu ancak 5 Ocak tarihinde bu defa kızı Güner Özkul açıkladı büyük ustayı kaybettiğimizi. Özkul, 50 yıllık sanat hayatına 200’ün üzerinde sinema filmi ve sayısını kendisinin bile hatırlayamadığı kadar tiyatro oyunu sığdırdı. Hayat verdiği karakterler Türk toplumunun hem gönlünde hem de hafızasında yer etmeyi başardı. Büyük ustayı sonsuzluğa uğurlarken Hababam serisinin Mahmut Hoca’sını (Kel Mahmut), Neşeli Günler’in huysuz turşucusu Kazım’ı, Bizim Aile’nin Yaşar Usta’sını kim unutabilir ki? Münir Özkul, evinde 93 yaşında aramızdan ayrıldı.
MÜNİR ÖZKUL KİMDİR?
Münir Özkul, 15 Ağustos 1925 tarihinde İstanbul’da dünyaya geldi. İstanbul Erkek Lisesi’nden mezun olan Münir Özkul, sanat kariyerine henüz lise çağında başladı ve lise öğrencisi olduğu 1940 yılında Bakırköy Halkevi’nde tiyatro oyunlarında rol aldı. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne ve Edebiyat Fakültesi’nin sanat tarihi bölümüne devam eden Münir Özkul, 1948’de “Aşk Köprüsü” adlı tiyatro oyunuyla profesyonel kariyerine başladı.
İSMAİL DÜMBÜLLÜ’ DEN KAVUĞUNU ALIRKEN…
Aşk Köprüsü oyununun ardından Muhsin Ertuğrul yönetimindeki Küçük Sahne’ye geçen Münir Özkul, John Steinbeck’ten “Fareler ve İnsanlar” (1951), John Millington Synge’den “Babayiğit”, George Axelrod’dan “Yaz Bekarı” (1954), John Patrick’ten “Çayhane” (1955) gibi oyunlarda oynadı.
Ardından İstanbul Şehir Tiyatroları’nda, Ankara Devlet Tiyatrosu’nda ve İstanbul’da yer alan Bulvar Tiyatrosu’nda arkadaşlarıyla birlikte oluşturduğu grupla çalıştı. Münir Özkul 1950’lerden itibaren sinemada da rol almaya başlamıştır. İlk dönem filmlerinden dikkat çekenleri “Edi ile Büdü”, “Balıkçı Güzeli” ve “Kalbimin Şarkısı”dır. 1965’ten sonra sinemadaki başarılı karakter rolleriyle tüm övgüleri üzerine topladı.
1970’li yıllardan itibaren özellikle kalabalık kadrolu ve Ertem Eğilmez yapımı filmlerde rol almaya başlayan Münir Özkul, kendisiyle özdeşleşen Hababam Sınıfı’ndaki “Mahmut Hoca” karakteriyle tüm Türkiye’de tanınan bir isim oldu. En bilinen rollerinden biri onunla özdeşleşen Hababam Sınıfı serisindeki Özel Çamlıca Lisesi’nin tatlı sert müdür yardımcısı Kel Mahmut tiplemesiyle herkesin yürekten sevdiği ve takdir ettiği bir isim haline geldi. 1980’de yapılan bir jübileyle 40’ıncı sanat yılı, 1996 yılında da Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen gecede 55’inci sanat yılı kutlandı. 1998 yılında Kültür Bakanlığı tarafından Münir Özkul’a “Devlet Sanatçısı” unvanı verildi.
Özkul’un kadrosunda yer aldığı bu dönemde çekilen kalabalık kadrolu aile filmlerinden bazıları Mavi Boncuk, Bizim Aile, Aile Şerefi, Gülen Gözler, Neşeli Günler, Gırgıriye ve Görgüsüzler olarak sayılabilir. Bu filmlerin büyük kısmında Adile Naşit’le beraber, Türk sinemasının unutulmaz ikililerinden birini oluşturmuştur. Televizyon dizilerinin yaygınlaştığı dönemde dizi oyunculuğundan uzak dursa da “Uzaylı Zekiye”, “Ana Kuzusu” ve “Şaban ile Şirin” gibi dizilerde rol aldı. 1998 yılında Hamdi Alkan’ın canlandırdığı Yarmagül karakterinin dedesini oynadığı Reyting Hamdi televizyon programında kamera karşısına geçti. Kariyeri boyunca 200’den fazla filmde rol alan Özkul, Sev Kardeşim filmindeki oyunuyla 1972 yılında düzenlenen Altın Portakal Film Festivali’nde “en iyi erkek oyuncu” ödülünü kazandı. “Bizim Aile” filminde canlandırdığı “Yaşar Usta” rolüyle de 1977 yılında Azerbaycan Film Festivali’nde özel ödül kazandı. Özkul ayrıca “Süt Kardeşler” filminde yönetmen yardımcılığı da yapmıştır.
ÖZEL HAYATI
Münir Özkul dört kez evlendi ve üç çocuğu oldu. İlk eşi Şadan, ikinci eşi Suna Selen, üçüncü eşi Yaşar ve son eşi 1986’da evlendiği Umman Özkul’dur. Oyuncu ve sunucu Güner Özkul’un babasıdır.
MÜNİR ÖZKUL’UN ALDIĞI ÖDÜLLER
1967 İlhan İskender Armağanı
1972 Altın Portakal Film Festivali-En İyi Erkek Karakter Oyuncu Ödülü
1991 Dümbüllü Ödülü
1997 Altın Kelebek Ödülleri-Onur Ödülü
1999 Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü-Muhsin Ertuğrul Tiyatro Emek Ödülü
2004 Sinema Yazarları Derneği Ödülleri-Onur Ödülü
2006 Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali-Onur Ödülü
2014 Afife Tiyatro Ödülleri-Muhsin Ertuğrul Özel Ödülü
2015 T.C. Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü