MEHMET SELÇUK’LA SÖYLEŞİ

Denizlilife: İlk gülmece dergimiz Teodor Kasap’ın 1870 tarihinde çıkartmış olduğu DİYOJEN adlı dergi. Buradan bakıldığında, yaklaşık 150 yıllık bir geçmişe sahibiz ilgi konuda. İlk karikatürler de DİYOJEN’de yayımlanmış. Bir karikatür sanatçısı olarak, bu sanatın değerbilirlik anlamında günümüzdeki durumunu belirtir misiniz?

Çok partili dönem sonrasında özellikle filizlenip, gelişen karikatür sanatımız Turhan Selçuk, Semih Balcıoğlu, Ferruh Doğan ve bu döneme damgasını vurup 1969 yılında Karikatürcüler Derneği’ni kuran Türk karikatürcüleri, hem yurt içi hem de yurt dışı yarışma ve sergilerde Türk karikatürünü dünyaya tanıtmışlardır. Cem, Amcabey, Marko Paşa, Akbaba ve Gırgır Dergisive sonrasındaki dergiler Türk Mizah sanatının en önemli çizer ve yazarlarının ortaya çıkmasını sağlamışlardır. Bununla birlikte dönem dönem yazar ve çizerlerimizin baskıcı rejimler dolayısıyla cezaevlerine girdiklerini, dergilerinin kapatıldıklarını biliyoruz. Bu hep olmuştur ve de olacaktır. Çünkü her iktidar, özellikle mizahçılar tarafından eleştirilmeyi pek sevmemiştir.

Kendine ait bir eğitim sistemi ve özellikle sanat eğitiminden yoksun bir halkın, mizah sanatına ve sanatçılarına daha doğrusu sanata verebileceği bir katkı ve değerbilirlik söz konusu olamaz. Bu bir hükümet politikasıdır. Keşke diyorum bazen; köy enstitüleri zamanı bir eğitim devam etseydi de sanat ve sanatçı kavramlarının bugünkü durumlarını farklı bir bakış açısıyla tartışıyor olsaydık.

Her şeye rağmen mizah; böyle zorlu, baskıcı ortamlarda hep güzel örneklerini vermiş, büyük yazar ve çizerlerini ortaya çıkarmış, ulaşacağı denizlere nehirlerini hep beslemiştir.

Denizlilife: Karikatür sanatına ilişkin bir saptama var: “Edebiyattaki mizah ve yerginin resimdeki şeklidir. Karikatür bir resim sanatıdır.” İspanyol ressam Goya, siyasi karikatürleriyle ün yapmış; klasik edebiyatın devlerinden Viktor Hugo da karikatürler çizmiş. Karikatürün resim ve edebiyatla ilişkisi konusunda neler düşünüyorsunuz?

Edebiyat,resim ve karikatür; olayları, kişileri, yaşantıları, imgeleri kendi ifade araçları ile yorumlayan sanat dallarıdır. Edebiyat ifade aracı olarak dili, karikatür ve resim ise çizgiyi kullanır. Bu sanatlar arasındaki en önemli ortak nokta, okuyanda “estetik haz” uyandırmasıdır.Bu amaç ortaklığı sanatları birbirine yaklaştırmaktadır. Sanatçılar duygu ve düşüncelerini insanlara aktarırken değişik ifade araçlarına başvururlar. Müzisyen sesleri, heykeltıraş taşı, karikatürist ise bir tür resim-yazıyı (resimsel simgelerle oluşturulan bir yazı) kullanır.

Gerçek anlamda karikatür, çizime dayalı anlatımın önem kazandığı Rönesans’tan bu yana gelişmiştir. Resim sanatının devleri; Rembrandt, Leonardo da Vinci, Goya, Daumier, Van Gogh ve Picasso gibi sanatçılar da karikatür çizmişler, kimi sınıflayıcılar bunların bir bölümünü deneysel sanat diye adlandırmışlar, kimileri ifadeci sanat (Expressionizm) içerisinde göstermişlerdir. Bununla beraber “Dadaizm ve sürrealizm’de resim sanatı ve karikatürün gelişimini etkiler.”

Yazı ile uzun uzadıya anlatılan bir konu karikatürde üç beş küçük çizgi ile ifadesini bulabilir. Bu yüzden karikatürün ifade gücünün edebiyattan daha yetkin olduğu iddia edilmektedir. Hele yazısız karikatür; sadece ortaya konulduğu ülkenininsanı tarafından değil başka ülkelerde de kolaylıkla yorumlanabilir. Bu evrensel ifade tarzı karikatürün bir edebiyat yapıtından daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlamaktadır.

Gazete ve dergiler edebiyatçı ve karikatüristler için bir ortak yaşam alanı olmuş ve bu ortak alan her iki sanat dalını birbirine yaklaştırmıştır. Mizah dergilerinde yazan edebiyatçılar, edebiyat dergilerinde çizen karikatürcüler hep olmuştur. Ve bu sanatlar hep birbirlerini etkilemiş ve zamanın en güzel örneklerini vermelerine neden olmuştur.

Türk mizah dergiciliği tarihine bakıldığında mizah dergilerinin çoğunun logolarının altında bu dergilerin ‚mizahî olmalarının yanında ‚edebî oldukları vurgusunun da yapıldığı görülmektedir.Bu bakımdan mizah dergilerini birer edebiyat dergisi gibi görmek ve bu dergilerde çizen karikatüristleri de doğal olarak edebiyatın içinde varsaymak mümkündür.

Bu konuda ünlü yazar Yaşar Kemal’in Turhan Selçuk’la ilgili şu sözlerini anımsamak gerekir.

“Turhan Selçuk bir edebiyat adamıdır. Bir şair, bir romancı, bir hikâyecidir. Bu söylediklerimi şaşırtmak için söylemiyorum. Turhan Selçuk gerçeği budur da onun için söylüyorum. Bunları gene söylerken de karikatür sanatını hiç de küçük görmüyorum, söylediklerim bu düşüncenin tam karşıtıdır. İnsan karikatürde de bir Çehov, bir Sait Faik, bir Mansfield olabilir. (…)

Turhan’ın yolu… Kestirmeden insana varmadır… Turhan insana yönelirken, doğanın şi­irine varırken öyle çok göklerde değildir. Anının içinde, günün ortasındadır. Güncel olay­ların akışında yuvarlanan bir insandır. Acı çeker, güler, öfkelenir, çocukça bir şaşkınlığa düşer, alay eder, delice öfkelenir, iğrenir, delirir… Kendi kadar da bizim adımıza, hepi­mizin adına… Bütün büyük sanatçılarda olandır bu da.

Zulme, kötülüğe, insanlığı aşağılamaya, acıya, sömürüye sonuna kadar karşıdır. Tur­han’ın sanatındaki dünyası cömert bir dünyadır. İşte başkalarında olmayan da budur. Us­talığını, gönlünü, yüreğini bir çizgiye, bir duyguya, bir düşünceye hapsetmemiştir. Dün­yaya her şeyini sonuna kadar açmıştır.”

Denizlilife: Karikatür yazılı ve yazısız olarak üretilebilen bir sanat.Dönem dönem daha çok yazıya dayanmış; dönem dönem yazısız karikatürler öne çıkmış. Bir karikatürist olarak ikisi arasında anlam yaratmadaki farklılıkları belirtir misiniz? Sizin seçiminiz hangi yönde ve neden?

Karikatür her şeyi tek karede vermeli açık bir dille açıklamalı mesajını. Karikatürde resmin ilkelerine uyulması inancına karşıyım. Karikatürdeki çizginin kendine göre ilkeleri olmalıdır. Karikatür başlangıçta çizgi yönünden resme, mizah yönünden yazıya dayanıyordu. Geliştikçe bu ikisinden kurtuldu. Nitekim yakın yıllara kadar “yazı” karikatürün ayırıcı ve yapıcı bir unsuru sayıldı. Bugün yazıdan, karikatürü zayıflatıcı unsur diye söz ediyoruz. Bu olayı göz önünde tutarak, karikatürdeki çizginin resimden kurtulacağını kestirmek zor olmasa gerek.

Türk karikatürünün en güçlü isimlerinden biri olan ünlü karikatürcümüz Turhan Selçuk:” Karikatür,çizgiyle mizah yapma sanatıdır”diyerek, çizginin gücüne ve evrensel diline vurgu yapmıştır. Yazısız karikatür de (Grafik mizah) dediğimiz bu türün en  güzel örnekleri dönemin önemli çizerleri tarafından çizilmiş, hem yurtiçi hem de yurtdışı karikatür yarışmalarında Türk karikatürünü başarılı bir şekilde temsil etmişlerdir.

Tanzimat döneminde yazının ezici üstünlüğü ile başlayan bu macerada zaman içerisinde çizgi yazıyı yakalamış ve neredeyse eşit duruma gelmiştir. Ancak 1970’li yıllardan itibaren (Oğuz Aral’ın Gırgır dergisini yayımlamaya başlamasıyla) bu denge bozulacak ve mizah dergilerinde çizgi yazının önüne geçecektir.

Oğuz Aral:” Karikatür anası resim, babası edebiyat olan bir fırlamadır” sözüyle yazının önemine vurgu yaparak, Türkiye’de hafta içinde gelişen siyasi, ekonomik olayları mizahi bir dille eleştirmiş ve muhalif bir tavırla dönemin en güçlü dergisini çıkarma başarısını göstermiştir. Bu dergide yetişen biri olarak 90’lı yılların ilk yarısına kadar bu anlayışla karikatürler çizdim. Grafik mizah dediğimiz, yazısız karikatürler çizmem kendi mizah anlayışımı geliştirmemle başladı. Tabi buna dünya karikatürünü yakından izlememin de etkisi oldu. Yazılı (balonlu) karikatür anlayışı o günkü dergi karikatürcülüğünde haftalık biretki yaratırdı. Bu anlamda Gırgır ve bu tarzdaki dergilerimizin çok güzel örnekler verdiği de yadsınamaz.

Şu anda sadece yazısız karikatürler çiziyorum, ulusal ve uluslararası yarışmalara bu karikatürlerimi gönderiyorum.

Bir projem olan “Bilardo karikatürleri” için hem yazılı hem de yazısız karikatürler çiziyorum.Bundan çok zevk alıyorum, eski Gırgır dönemlerime beni döndürdüğü içinJ

Denizlilife: KALEM, CEM, KARAGÖZ, GEVEZE, DALKAVUK, DAVUL gibi dergiler siyasi içerikli karikatürlerin ilk örneklerini veriyor. 1940’lı yılların sonlarında MARKO PAŞA, MİM, UYKUSUZ gibi dergiler toplumcu gerçekçi olarak nitelenen ürünler yayımlamış. Karikatür sade ve didaktik olmanın yanı sıra ‘muhalif’ olma gibi bir özü de içerik edinmeli mi?

İlhan Selçuk’a göre karikatür mizahın soyutlanıp, çizginin geometrisine varmış halidir. Oğuz Aral’a göreyse mizah, tabuların yıkıldığı bir alandır ve saldıramayacağı otorite, saldıramayacağı fikir yoktur. Bu onun her daim muhalif yönünün varlığını gösterir. Mizah her daim muhalif midir, bu noktada soru işareti koymak gerekir diye düşünüyorum. Çünkü iktidar yanlısı mizahçılar ve karikatüristlere rastlamak güç değil. Bu noktada Vasfi Rıza Zobu’nun şu fikirlerine katılmamak mümkün değil. “ Karikatür muz gibidir, ne niyetle bakılırsa o manayı alır. Bir düşüncenin işleme tarzına göre şekil alan bu çizgilerden dolayı kimi mahkemeye dilekçe verip hakaret davası açar, kimi de parmakları arasına girdiği sanatçıya teşekkür mektubu yazar.” Başka bir ifadeyle bir sanat dalını topyekûn “muhalif” ilan etmek bizi hataya sürükleyebilir.

Denizlilife: Karikatür tarihimizde öne çıkmış, Semih Balcıoğlu, Turhan Selçuk, Bedri Koraman’ı anarken 1972 yılında GIRGIR dergisini çıkaran Oğuz Aral’dan söz etmemek büyük bir eksiklik olacaktı. Aslında GIRGIR dergisi sosyal ve toplumsal bir vaka. Tirajı 500 binleri aşabilmiş bir gülmece dergisi. Nasıl değerlendirilmeli bu durum? GIRGIR dergisinin yaptığı neydi ki, okur tarafından bu denli desteklendi?

“Geçim derdini, can sıkıntısını, aşk yarasını, karı-koca kavgasını şipşak keser. Her derde devadır, gırgır da gırgır” sloganıyla yola çıkan Gırgır, Türkiye’de gelmiş geçmiş en çok satan mizah dergisi olmuş ve kendinden sonra gelen bütün mizah dergilerinin tarzını belirleyen bir ekol haline gelmiş; Krokodil, TheMad’ten sonra dünyanın üçüncü büyük mizah dergisi olma başarısını göstermiştir.İlk önce Gün gazetesinin iç sayfalarından birinde Oğuz Aral tarafından hazırlanan dörtte bir sayfa boyutunda bir köşe olarak yayına başlayan dergi daha sonra okuyucunun ilgisi ve talebinin artmasıyla önce yarım sayfa, sonra tam sayfa, en son da gazete içinde arkalı önlü yaprak halinde ilave olarak verilmeye başlanır.Gazetenin içinde arkalı önlü yaprak halinde iki sayfa çıkmaya başlayan Gırgır  talebin artmasıyla dergi haline gelir. Bu hızlı büyümenin sonunda Haldun Simavi’nin isteğiyle, bağımsız bir dergi olur.Gırgır çıktığı ilk yıllarda daha erotik merkezli bir model izler.

Bunda popüler olma kaygısının yer aldığı düşünülebilir; fakat 70’lerin ortasına doğru toplumda siyasi çatışmaların artması Gırgır’a da yansır.Bir ara bir aylığına da kapatılan dergide, 1990’lar sonrasında ve 2000’lerde siyasi göndermelerin yanında absürd konular da işlenmeye başlanır. Genç çizerler o güne dek pek çizilmemiş, üzerinde durulmamış konular üzerinde yoğunlaşır. Ergenlik karikatürleri, patlatılan sivilceler, kız-erkek arkadaşlığı, cinsel problemler, adet günleri, ilk gece sendromları, bekaret, kız isteme, kişisel bunalımlar, yalnızlık temaları vb. konular artık daha sık karşımıza çıkmaya başlar. Karikatürle halk arasında önemli bir bağ kuran dergi, bünyesinde bugün Türk karikatürüne yön veren ünlü çizerleride yetiştirmiştir. Çiçeği Burnunda çizerler” adı altında bir sayfada Oğuz Aral’ın eleştirileriyle yetişen çizerler arka sayfa, ardından da derginin içinde kendilerine yer verilerek derginin büyümesine katkı sağlamışlardır. Bu okuldan mezun olan ve öğrenciliği halen devam eden birisi olarak tüm kalbimle şunu söyleyebilirim:” Gırgır bizim evimizdi, birçok şeyi orada öğrendik. Ovuz abi bize babalık yaptı, yol gösterdi ve bugün yüzlerce karikatürcü arkadaşımızın bu güzel sanatı yapmasına ve bundan para kazanmasına sebep oldu.”

Denizlilife: Sanatın çeşitli dallarında hep bir ‘esin’ kaynağından söz edilir. Sizin esinlendiğiniz konular nedir?

Karikatürün hammaddesi insandır. İnsanın çelişkileri, üzüntüleri, acıları, öfkeleri… insana dair tüm duygular. Karikatür zıtlıkları, çelişkileri yakalamak ve kağıda aktarmaktır. Bazen kısa bazen uzun olur. Ben karikatürü salt güldürmek olarak algılamıyorum. İnsanın, toplumun, doğanın çelişkilerini çizgi diliyle anlatmak benim amacım. “Sanat, barışa yarar.”

Bu anlamda esinlendiğim konular, duygusal bir çizer olarak beni etkileyen her şey olabilir. Konularımı bulup çizerken optimist bir tavır sergilediğimi söyleyebilirim. Bu arada ben espriyi değil espri beni bulmuştur çoğu kezJ

Denizlilife: Son sorumuz şöyle: Neden karikatür çiziyorsunuz?

Ferruh Doğan ustanın da dediği gibi: “ Güzel karikatür yapmak” istiyorum. Ama güzel karikatür yapmakta da diğer sanat dallarında olduğu gibi kurallar geçerlidir. Bence karikatürcü de diğer sanat dallarında olduğu gibi güzel olandan şaşmamalı. İlericilik yapmaya çalışan karikatürcü yerine, karikatür yapan sanatçı ilericidir bence.

Denizlilife: Teşekkür ederiz.

Bir cevap yazın